Friday, November 28, 2014

New Design " Eliza" / Yeni Desenim "Eliza"


Eliza - Adopted from old Trade Card 
Designed and stitched by Nurdan Kanber
*-*
Hello My Blog Friends,

I have stitched one of my pattern too! 

I inspired by above old trade card! This card was directly reminded me "My Fair Lady' s Eliza"!
Therefore, I named it "Eliza" on the memory of Audrey Hepburn - one of the most beautiful actresses!


I like the result and hope you like it too!

I wish all of you a colorful and lovely weekend!

♥Happy stitching♥

*-*
Merhabalar,

İlk gördüğüm anda bana Çiçekçi Kız "Eliza" yı hatırlatan bu eski ticari kartvizit; bu tasarımın ilhamı oldu. Çok severek üzerinde çalıştım ve  en sevdiğim klasik filmler listesinde yer alan film ve Audrey Hepburn' un anısına da adını "Eliza" koydum.

Bakalım sizler de beğenecek misiniz?

Hepinize renklerle ve mutlulukla dolu bir hafta sonu dilerim.

Sevgiyle,

 




Its pattern is free for you! Şablonu da bu!


"I could have danced all night" from My Fair Lady ( Audrey Hepburn)

Herşey Aslına Geri Döner ( Devam)


Korku dolu bakışlarımın farkına varan yaşlı kadın uzaktan ‘Seni korkuttum galiba çocuğum. Ama benden korkmana gerek yok’, "Yaklaş" dedi. Biraz çekinerek yakınlaştım. Mavi gözlerinin içi gülerek bakıyordu. Saçları pamuk gibi bembeyaz, yanakları pembe pembeydi. Onu bir an anneme benzettim. ‘Yaşlandığında annemde böyle olacak herhalde’diye düşündüm. Belki bu düşünceden belki de sesindeki billur ahenkden; bilmiyorum, korkum geçiverdi. Yakınlaştım...

- Merhaba, benim adım Itır, yakındaki köyde oturuyorum.
- Merhaba güzel kızım. Benim adım da Pamuk Nine.
- Sizi bu ormanda ilk kez görüyorum. Nerede oturuyorsunuz?

- Aslında ben de senin gibi burada oturuyorum ama benim evim ormanın biraz içlerinde.  Yaşlılık ve ağrılarım nedeniyle artık çok fazla dolaşamıyorum. Evim kuytuda olduğu için buralara nadiren gelirim. Köye ve kasabaya inmeyeli de çok uzun zaman oldu. Sen küçük olduğun için beni tanımazsın, ama köy halkı beni iyi tanır. Nerede ve nasıl yaşadığımı bilmedikleri için çoğu da  benden çekinir.

- Peki neden ? diye sordum.

- Bunun hikayesi uzundur çocuğum. Sana kısaca özetliyeyim. Ben, oldukça varlıklı bir ailenin kızıydım. Biraz da gelenekler gereği, yakın bir akrabamın oğluyla evlendirildim. Bu evlilik aile servetinin başkalarının eline geçmemesi için yapıldı.Evlendikten hemen sonra bir kızım oldu. Ama yakın akraba evliliklerinde doğan çocuklar maalesef sakat oluyor. Benim kızım da amansız ve çaresiz bir hastalıkla doğdu. Paramız vardı. Dünyanın en ünlü hekimlerini getirttik. Neyimiz varsa harcadık ama derdine derman bulamadık. Kızım 5 yaşındayken hayata gözlerini yumdu. Onun ölümü benim hayatla olan son bağımı da koparttı. Günlerce yemeden içmeden kesilerek yaşadım.

Zoraki bir evlilik yapmış, bana hayattaki tek teselli olan kızımı da çok küçükken kaybetmiştim. Aksi, huysuz, kimseyle konuşmayan çekilmez bir kadın haline dönüştüm zamanla. Bir gün, yaşlı bir kadın kapımıza geldi. Bana ‘ Her acı BİR DERSTİR. Sen gereken dersi almadın. Al bu eski kitabı ve bundan sonra yapman gerekeni yap’ dedi ve gitti.

Kitabı elime aldığımda ‘Tabiatın Mucizeleri’ adlı Latince bir kitap olduğunu gördüm. Çocukken aldığım Latince dersleri sayesinde kitabı okuyabildim. O eski kitabın içinde, kızımın kurtuluşuna da sebep olabilecek pek çok formül vardı. Eğer daha önce elime geçseydi kızım ölmeyebilirdi. Kendi kızımı kaybetmiştim ama başka çocukların yaşaması için bu formülleri uygulamaya karar verdi.

Böylece ormanın kuytusundaki evi yaptırdım. Kitaptaki formülleri, ormandaki bitkileri toplayarak ilaç yapmakta kullanıyorum. Bu güne kadar pekçok insanın hayatını kurtardım. Kızım yaşayamadı ama civardaki bebekler sağlıkla büyüdü. Tüm bunlar olurken ormanın efsanesi işime çok yaradı. Eskiden beni tanımayan pekçok insan, bu ilaçları ormanın perisi getiriyor diye kabul ediyor, ben de sesimi çıkarmıyorum. Kızımın erken ölümü nedeniyle saçlarım vaktinden çok önce ağardığı için, tanıyanlar bana  Pamuk Nine de diyorlar. Artık gerçek adımı ben bile unuttum."

Yaşlı kadının anlattığı hikaye neden bilmem beni çok hüzünlendirmişti ‘Sizin için ne yapabilirim?’ diye sordum. 

- Artık çok yaşlandım. Bildiklerimi başkalarına da öğretmeliyim. Babanı ve seni uzaktan zaman zaman izledim.  Babanın odunculuk yapmasına, rağmen ormanı korurduğunu gördüm. Hep yaşlı veya ölmüş ağaçları kesti. Kestiği ağaçlardaki yuvaları başka ağaçlara taşıdı. Sık dalların birbirine sürtünüp yangın çıkarmasını engellemek, için onları zarar vermeden bu dalları budadı. Böylece küçük ağaççıkların ışık alıp çabucak büyümesine de yardımcı oldu.Senin, baban gibi doğaya karşı tutumun, hayvanlarla kurduğun dostluğu da biliyorum. O nedenle, sana öğreteceklerimi çabuk kavrayacak ve uygulayacaksın. Ayrıca bu bilgiler kötü insanların elinde yanlış değerlendirilebilir.

- Teşekkür ederim Pamuk Nine, büyüyünce sizin gibi insanlara ve tüm canlılara  yardımcı olmayı çok istiyorum. Fakat bunun için ailemden izin almalıyım.

- Biliyorum yavrum. Bu nedenle babanla beraber yarın sabah evime gelmenizi istiyorum. Evim, babanın genelde odun kestiği bölgenin az ilerisinde, şelalenin yanında. Kayalar, evimi gizliyor, dışarıdan görünmesine engel oluyor. Şelalenin arkasında saklı bir yol vardır. Baban çocukken o yolu bulmuştu. Hatırlayacaktır. O yoldan devam edin, ev karşınıza çıkacaktır.

Pamuk Nine’ nin kayadan kalkmasına yardımcı oldum. O elinde bastonu ve küçük sepetiyle ormanın içine dalarken, ben de oyalanmadan babamın yanına koştum.

Babamın yanına vardığımda nefes nefeseydim. Bu halim onun biraz telaşlandırdı. 

- Ne oldu kızım evde birşey mi var?
- Hayır babacığım merak etme kötü bir şey olmadı, 

Bir nefeste az evvel ki konuşmaları aktardım. Babam hiç ses çıkarmadan ve konuşmamı kesmeden düşünceli düşünceli dinledi anlattıklarımı. Bir tarafdan da başını sallıyordu. ‘Akşam evdekilerle de konuşalım kararı ona göre veririz’ dedi. 

Bilmiyorum neden o gün bir türlü akşam olmadı. Çocukça bir sezişti belki ama hayatımın değişeceğini hissediyordum. Bu seziş, midemden yukarı yükselerek boğazımı tıkıyor ve nefes alamıyordum. 

Babam nihayet baltasını temizledi ve odunları  arabaya istiflemeye başladı. Güneş her günkünden biraz daha yüksekti. Anlaşılan eve erken gidiyorduk. Odun istifleme işi bittiğinde arabanın üzerine oturduk ve evin yolunu tuttuk. Yolda hemen hiç konuşmadık. Tuhaf bir sessizlik ikimizi de kaplamıştı. Kendimi biraz büyümüş hissediyordum. Öğreneceklerim, beni akranlarımdan farklı yapacaktı. Hissettiğim; galiba diğerleri arasından seçilmiş olmanın verdiği gurur hissiydi. ‘İnşallah evdekiler hayır demezler’ diye düşündüm. 

Eve vardığımızda annem neden erken geldiğimizi merak etmiş kapıya çıkmıştı. Merakla ‘ Hayrola niçin erken geldiniz, kötü birşey mi oldu?’ diye sordu. ‘Üstelik her zamankinden daha az odun kesmişsin’. Babam, annemin sorularını duymamış gibi davrandı. Sessizlik içinde arabayı bahçeye soktu.   Annem bana dönüp kafasıyla’ nesi var bunun’ der gibilerinden baktı. Ben de başımı eğdim. Tuhaf bir durumdu bu ve beni biraz endişelendirdi. ‘Ya hayır derlerse? O zaman ben de gizli giderim’ Bu düşünce beni rahatsız etmesine rağmen yine de rahatlatmıştı.

Babam işlerini bitirdikten sonra köy kahvesine gideceğini söyledi ve çıktı. Ben de arkadaşlarımla oynamaya daldım. 

Akşam yemeğinden sonra kardeşimle beni erkenden yatmaya gönderdiler. Evimiz küçük olduğu için aralarında ne konuştuklarını duyabiliyordum. Babam, bugün olanlarla ilgili herşeyi anlattı. Köy kahvesinde köyün yaşlılarıyla konuştuklarını da. Aile büyükleri babamın anlattıklarını büyük bir dikkatle dinliyorlardı. Ancak konuşmaların bundan sonrasını dinleyemedim. Yaşadıklarım ve heyacanım beni yormuş, tüm merakıma rağmen göz kapaklarımı açık tutmayı becerememiştim. Böylece uykunun karşı konulmaz istilasına yenik düştüm. 

Sabahları bizim evde hayat çok erken başlar. Büyükler gün doğmadan uyanır ve o günün hazırlıklarını erkenden yaparlar. Kardeşim ve ben genelde kahvaltıdan az önce kalkarız. İkimizinde yapması gereken küçük işler vardır. Kardeşim tavuk ve ördekleri yemler, bende eve karşı çeşmeden su taşırım. Bu suyla yapılan çay ve yemekler çok lezzetli oluyor. Çünkü ta uzak dağlardan gelen ve onca yola rağmen soğukluğunu yitirmeyen bir pınar suyu bu. Ninem ekmek yapar, annem kahvaltı hazırlar. Evimizin hiç değişmeyen rutinidir bu. Güneş doğarken bizler kahvaltımızı bitirmiş oluruz.  

Gözlerimi sabaha ’bugün önemli şeyler olacak’ hissiyle açtım. Ninemin hazırladığı ekmeğin miş gibi kokusuna, bayram günleri kokusuyla bizi erkenden kaldıran böreğin kokusu da eklenmişti. Yataktan doğrulduğumda annemin en güzel elbisemi yatağımın yanına koyduğunu gördüm. ‘Yaşasın kabul etmişler’ diye bir sevinç çığlığı atıp yataktan fırladım. Odadan fırladığımla kapıda annemle çarpıştım. ‘Teşekkür ederim anneciğim’ diye ona sarılıp yanaklarını öptüm.Küçük testimi alıp çeşmeye koştum. Elimi yüzümü yıkayıp geri döndüğümde babamın da en iyi giysilerini giydiğini gördüm.

Çok zengin bir aile değiliz. O nedenle temiz kıyafetlerimizi bayram, düğün gibi özel günlerde giyeriz. Kahvaltıya oturduğumuzda benim sevincim yüzümden okunuyor olmalı ki herkes bana bakıp gülümsüyordu.  

Nihayet arabamıza oturduk.  Henüz sıcaklığı geçmemiş olan börekleri bir çıkın halinde kucağıma koyan annem. ‘Sakın dökme, dikkatli taşı’dedi.

Güneşin huzmeleri tepenin ardından yüzüme düşmeye başlamıştı. Yol kenarından ormanın kıyısına uzanan çiçeklerin üzerindeki çiğ damlalarını birer kristal gibi parlatıyordu. Hafif bir sis dalgası yerden yavaş yavaş yükselmeye başlamış, orman yolunu mavimsi bir tülle kaplıyordu. Ağaçların yoğunlaştığı yerlerde sis biraz daha koyuydu. Sanki tülden bir deniz üzerinde yürüyor gibiydik. Etrafımızı çeviren manzara, bir masal ülkesi havası içinde önümüzden akıp gidiyordu. Çiçekler çiğlerin ağırlığından kurtuldukça kokularını daha da belirgin bir biçimde salıyorlardı . Her taraf  mis gibi kokuyordu. Büyük bir mutlulukla bu kokuları içime çektim. Babama baktım. O gözlerini yoldan ayırmıyordu ve düşüncelere dalmıştı . Sesimi çıkarmadan etrafı seyretmeye daldım.

(Devam edecek)

Wednesday, November 19, 2014

Chasing Snowy Winters / Karlı Kışların Peşinde








A Vintage Christmas Postcard design!
Eski bir kartpostaldan uyarladım.  Bu işe ait şablonu geçen yayında vermiştim.
"The Postcard"
"İlham veren kartpostal"


Hello Dear Friends!

Christmas is approaching and one of my designs related with this theme has completed already!
May be some of you have noticed that, I am very fond of winter scenes, Christmases of past, wintery cards etc. and my patterns are deeply related with winter!

Why winter is getting more space than the other themes among my works? 
The answer is very simple :)
It starts from the very beginning of our lives!
We've born in a snowy day and the winter of the same year was too cold and snowy (as mother said)
We grown up in such cold weather - very cold and snowy winters!

In our cheerful memories of childhood were full of winter entertainments!
After moving to Istanbul; we've missed snowy winters a lot! 
As a short cut; we've challenged with our careers and radically moved to Siberia at once!
Since then, in order to comfort ourselves; we are chasing snowy winters to live and work within !

Below, you'll see our "snowy" career adventure' s summery and the cities we've stepped in!

Enjoy!

♥And happy stitching♥



Merhabalar,

Geçen yayında şablonunu yayınladığım kartpostalı bitirdim. Bakalım beğenecek misiniz?
Benim için bu çocuğun yüzü özel oldu (Hala kız mı oğlan mı kararını da veremiyorum) Nursun, "Bence kız!;  hatta Mehtap Bala' nın çocukluğu böyle olmalı; ona benziyor" da diyor :))
Ne dersiniz?

Çoğunuz, neredeyse takıntı sayılacak kadar kış ve kar sevgim olduğunu da sezmişsinizdir. Bu sevgide; karlı bir güne ilk çığlıklarımızı atan bizlerin; karlı, buzlu soğuk kışlar içinde büyümemizin ve çocukluk hatıralarımız içinde kış eğlencelerinin çok geniş yer tutmasının büyük payı olabilir.

Çocukluğumuzun uzun ve karlı kışları, İstanbul'a taşınınca bitti tabii. Araya giren üniversite ve yüksek lisans; iş hayatına atılan adımlar, ,kariyer yolunda ilerleme vs. derken; aradan bir hayli yıl geçti.

Değişim; zamanında yapılmazsa çok rahatsız eden bir iç dürtüye dönüşüyor. Böyle bir süreç , kariyerimizde radikal kararlar almayı; pılıyı pırtıyı toplayıp karların peşinden oradan oraya koşmayı getirdi akabinde...

O günden günümüze, atıldığımız bu  maceranın kilometre taşlarını aşağıda özet olarak bulacaksınız.
(Son 1-1,5 yıldır; annemin içinde bulunduğu sağlık sorunları nedeniyle Istanbul'da bulunma zorunluluğu (özellikle benim için) doğmuş durumda)

Geçen uzun yıllar, çok güzel kışlar; beyaz geceli yazlar ile geldi geçti.
Gördüğümüz masalsı manzaralar, beynimize kazındı.

Şimdi elimi attığım her işte; hemen ön safları dolduruyorlar. Muhtemeldir ki hayatım boyunca elimi attığım işlerde de bu  değişmeyecek....

Ha unutmadan; bugün uzun bir yayın yapıyorum o nedenle geçen hafta başladığım hikayeyi; bütünlük olmadığı ve sıkıcı olacağı için bir sonraki yayında devam ettireceğim. 


Sevgilerimle,



♥Adventure of Kanber's Twins - İşte Bizim Maceramız♥
(Özetle)


Tyumen / Siberia - Tümen Şehri / Sibirya 

The Siberian City of Tyumen,Russia's oldest settlement in Siberia - in deep of winter. We've been there for 1,5 years!
Sibirya Eyaleti'nin başkenti Tümen. 
Yaklaşık 1,5 sene yaşadık. (Ben 1 yıl Nursun 1,5 yıl) 
Orada beyaz geceleri de uzun kışları da yaşama şansı bulduk.


Moscow / Russia - Moskova / Rusya  


Moscow is the only city we've moved  twice for different projects!
Moskova farklı projeler için 2 kez gidip yaşadığımız şehirdir. 


Almaty / Kazakhstan - Almatı / Kazakistan 


We've been there for a couple of months!
Almatı, farklı projeler çerçevesinde bir kaç ay kaldığımız bir şehirdir. 

Baku / Azerbaijan - Bakü / Azerbaycan


Baku is the city where we've lived approx. 10 years!
Bakü, kışların peşinden koşarken en uzun zaman geçirdiğimiz şehir oldu. 10 yıldan uzun geçen süreçte, bazen bizi şaşırtan yoğun kar yağışları da olsa, iklimi, yaşadığımız diğer şehirler içinde  istisnadır.

Kiev / Ukraine - Kiev / Ukrayna


We are tied with this wonderful city since 2009!
Bu şahane şehir ile bağlantımız 2009'dan itibaren devam etmekte.


Amsterdan / The Netherlands - Amsterdam / Hollanda



We are tied with this wonderful city since 2011!
Amsterdam ile bağımız 2011'den bu yana devam etmekte.


Hoek Van Holland / The Netherlands - Hoek Van Holland / Hollanda


We are tied with this Oceanic village since 2011!
Okyanus kenarındaki bu güzel kasaba ile 2011'den bu yana bağlantılıyız.



First snow in Kiev ( 2010's winter)
2010 Kışı Kiev'deki ilk kar yağışı - kısa video

video

Kar yağarken çocuklar gibi seviniriz. Bu kısa videoda o duygunun izleri var.

Wednesday, November 12, 2014

Monochorome Mini Noel Cushions / Yeniyıl Yastıkçıkları -Hikayesiyle







Hello My Blog Friends,

Today, I have three cushions to share with you!
Those  cushions have sewn on old - type local fabrics, which I bought  many years ago!
 Needle holes of  such fabrics are sparsely spaced! For that reason, I used them for my large-volume jobs such as tablecloths etc. Remaining from my bigger works are using for small cushions/ pincushions like pictured above!
As per the patterns, they are from my archive too, but, exactly I do not know which designer/company they belong to!

It was fun and quick works for me! Stitching and sewing  took only 5 nights!
Now , I can return back to my Christmas child to complete :)

♥ Happy stitching ♥


Merhabalar,

Yoğun ve sıkışık bir gündem içinde, bu hafta benim nefes borularım da  bu mini yastıkçıklar oldu. Genelde bu tür işlerle uğraşırken; hem günün  tüm negatifliği geride kalıyor hem rahatlıyorum hatta üzerine hayal bile kurabiliyorum. Aşağıda başlayan öykü de kurduğum hayallerin içinden çıkıp geldi. Yine arkası yarın tabii. Yine mesaj kaygısı taşıyacak ve muhtemelen "yine mi bu temalar" dedirtecek..  Varsın öyle olsun. Evrende hiç bir şey kaybolmuyor; dönüşüyor nasılsa; benim bu hikayelerdeki dileklerim de bakarsınız gerçeğe dönüşür belli mi olur ♥


Gelelim bu minik yastıkçıklara... Onları, bir kaç sene önce aldığım ve büyük işlerde kullandığım seyrek delikli yerli etaminin kalan parçalarından yaptım. İşi çok muntazam göstermiyorlar çünkü yumuşaklar ve hatayı saklama özellikleri yok. Ancak bu tür işlerde artıkları kullanarak, kumaşlarımın heba olmasının önüne de geçiyorum (yerli malı, yurdun malı, herkes onu kullanmalı).  

Bu işleri de bitirip kotardım artık gönül rahatlığı ile geçen yayındaki çocuğumu işlemeye geçebilirim.
Siz de istediğiniz yastığı seçin, ister kucaklayın ister yaslanın.

Aşağıdaki hikayeyi okurken, size benim yerime arkadaş olsun ♥


HER ŞEY  ASLINA  GERİ DÖNER!

Benim adım Itır. 

Dokuz yaşındayım ama önümüzdeki hafta on yaşıma basacağım. Babam "Ömrünün geri kalanını artık çift haneli yaşlarda geçireceksin. Dilerim üç haneli yaşlara gelecek kadar uzun ömrün olur kızım" dedi geçenlerde. 

Annem, hamileliğinin son günlerinde, babama yardım etmek için gittiği ormanda beni doğurmak zorunda kalmış. Anlattığına göre; ilk çocuk olduğum için doğum çok zor olmuş. Yakınlardaki büyük bir kayanın kovuğunda doğmuşum ben. Annem; “O zor sürece; yan tarafımda, mis gibi kokularıyla beni çok rahatlatan bir öbek çiçek nedeniyle katlanabildim. Ne zaman başaramayacağımı düşünsem, çiçekler sanki daha çok ve daha güzel koktular benim için, adeta cesaret verdiler bana” derdi. Ben doğduğumda annem “Bu güzel çiçekler gibi koksun kızım; onlar gibi zorda, darda kalana yardım etsin hayatı boyunca” deyip, adımı "Itır" koymuş.

Dünyanın en güzel yerinde; annem, babam, ninem ve kardeşimle birlikte yaşıyorum. Yaşadığım köy, başları neredeyse gökyüzüne değen ulu sedir ağaçlarının oluşturduğu bir ormanla çevrili. Sanki, dünyanın var olduğu günden bu yana yaşıyorlarmış hissi veren sedir ağaçları, belki de sadece bizim köyün etrafında bu kadar sık ve çoktur. Bu ağaçlar,  tepelerinden karın hiç eksik olmadığı uzaklardaki dağlara kadar yayılmışlardır. O derece sıktırlar ki "İçine girip de geri dönebilen insan yoktur" derler. Hem bu hem de civardaki  herkesin bildiği efsane nedeniyle ormanın sınırı dediğimiz bölgenin ötesine geçmeyiz.

Çok eskilerden beri söylene söylene gelen bu efsaneye göre;  bizim ormanımızın koruyucu bir ruhu varmış. Bu ruh, ormanı ve canlılarını kötü insanların zararından korumak için ağaçları yol vermez bir sıklıkta büyütmüş ve sınırından öteye kimsenin geçmesine izin vermezmiş. Kötü insanları tanır, ormana adım attıkları andan itibaren, onları ormanın derinliklerine çekecek türlü kılığa bürünürmüş, Kimi zaman avcıların iştahını kabartacak büyük bir geyik, kimi zaman genç ve güzel bir kadın, kimi zaman da yardım isteyen yaşlı bir kadın şeklinde görünürmüş insanlara.

Sonrasında bu insanlara ne olduğunu, başlarına neler geldiğini ve nerede olduklarını bir daha hiç kimse bilemezmiş. Yine bu efsaneye göre iyi insanların sıkıntılı zamanlarında ormanın ruhu yardıma koşarmış. Hastalıkları sırasında beyaz saçlı yaşlı bir kadın kılığında eve gelir, şifalı otlardan hazırlanmış ilaçlar bırakırmış. Paradan yana sıkıştıklarında da küçük bir parça altın veya değerli taş bırakırmış kapılara. Böylece o sıkıntı giderilir, hastalar şifa bulurmuş.

Ormanın kıyısında, dağlardan kopup gelen buz gibi kar sularından beslenen; içinde  irili ufaklı balıkların kaynaştığı küçük ama suları koyu lacivert bir göl vardır. Tüm çocuklar için yaz aylarındaki en büyük eğlence, gölün berrak sularında yüzmek ve oyun oynamaktır. Kışın karlar yağıp, sular donduğunda; göl bize yine sonsuz eğlence kaynağı oluverir. Uzun kış gecelerinde de, sıcacık evlerimizde toplanır birbirimize hikâyeler, masallar anlatırız. Türlü türlü oyunlar oynarız.

Köyümüzün kadınları kışları boş durmaz sürekli birşeyler dokurlar. Geleneksel nakışlarla süsledikleri yatak ve masa örtüleri, mutfak takımları  şehirlilerin çok aradıkları el işlerindendir. Erkekler de ağaç oymacılığı yaparlar. Köyün çocukları için yapılan küçük tahta oyuncaklara, büyük kentin insanları ilgi göstermeye başlayınca, köyümüzün erkeklerinde bir kısmı bu konuda ustalaşmışlar. Yılın dört mevsimi bu işi yapan usta oyuncakçılarımız da vardır. Bir de köyümüzde yapılan “Mey” lerin alıcısı çoktur.  Battal amcanın yaptığı Mey’ler için başka ülkelerden dahi gelenler olmuştu. 

Dünyada güneşin doğuşunun ve batışının, köyümüzündeki kadar güzel olduğu başka bir yer yoktur. Buraların geceleri de gündüzleri kadar güzeldir. Bulutsuz geceler, gökyüzü yıldızlarla doludur, samanyolu olanca ihtişamıyle bizleri selamlar ve yıldızlar birer birer göle girip yıkanırlar sanki.

Bizler, etrafımızı çevreleyen manzaramız gibi sakin ve mutluyuz. Kendimi bildim bileli köyümde hiçbir kavgaya şahit olmadım. Herkes sahip olduklarıyla yetinir, fazlasını istemez. Belki bu nedenle, belki de ormanın ruhunu kızdırmamak için; dünyanın bu köşesi, var olduğundan beri her kötülükten arınmış gibidir.

Babam da diğer pek çok baba gibi odunculuk yapıyor. Ormanın genel dokusuna zarar vermeden, köyün yaşlılarınca her yıl işaretlenen ağaçlardan başkasını kesmez. Kestiği bu odunlardan budaksız ve düzgün olanlarını ayırır ve bunlardan çok güzel sandıklar yapar. Evimizde yer alan her türlü mobilyayı ve bizim oyuncaklarımızı da babam yapmıştır. Yaptığı işler çok özenlidir. Bu nedenle kasaba ve şehirden oldukça çok sandık siparişi de alır. Bütün kış boyunca da bu siparişleri yetiştirir.

Kışın sona erip karların birkaç aylığına dağ zirvelerine göçünden sonraki günler, babam erkenden ormana gider. Civarda bu büyük ormanı ondan daha iyi tanıyan yoktur. Çok küçük yaşlarından itibaren, dedemle birlikte ormana giderlermiş. Ona bildiklerini hep dedem öğretmiş. “ Çok iyi bir insandı” der ninem, konu ne zaman dedeme gelse… “İyiler keşke daha uzun yaşasa” diye de ekler. Onu, daha orta yaşlarındayken, büyük oğluyla birlikte talihsiz bir kazada kaybetmişler.

Babam, dedemin ve amcamın yokluğunda, evin bütün geçimini yüklenmek zorunda kalmış. O nedenle hem çok çalışkandır hem de çok cömert. Annem, ne zaman “ Lüzumundan çok şey yapıyorsun herkese” diye çıkışsa; “ Benim çektiğim sıkıntıları ne çocuklarım ne de başkaları çekmesin” der ve muzipçe göz kırpar anneme... Dedemden öğrendiklerini bana ve kardeşime öğretmeye çalışır her fırsatta. Yemeklerden sonra bize küçük öyküler anlatmayı çok sever ve her hikayenin sonunda bizi tembihler  ‘Tabiat özen ister. Ona nasıl davranırsanız karşılığını da ona göre alırsınız. Bakın etrafımızdaki ağaçlara. Yaşları yüzlerce yıla erişmiş. Onların gördükleri, yaşadıkları bir kaç insan ömründen çoktur. İçlerinde gizledikleri sırları, ancak paylaşmanın değerini bilene anlatırlar. Bir gün sizler de duyacaksınız anlatacakları öyküleri. İşte o zaman, benim gibi siz de öykülerinizi çocuklarınıza anlatacaksınız. ’ 
*-*


6 yaşımdan bu yana ona öğle yemeğini taşırım. Annem, babamı ormana uğurladıktan sonra leziz yemekler pişirir. Sonra küçük bir çıkın yapar. Ben de çıkını koluma takar, onun erkenden aldığı yolu yavaş yavaş almaya başlarım.

Ormandaki hayvanların çoğuyla bu gidiş gelişlerim sırasında dost olduk. Artık kuşlar, tavşanlar ve diğer küçük orman hayvanları, bu gidiş gelişlerim sırasında bana eşlik etmeye başladılar. Yuvasından düşmüş küçük bir kuşu yuvasına koymak,  kaçarken yuvarlanmış ve ters dönmüş bir kaplumbağayı düzeltmek benim için günlük işlerden. Zamanla gelişen ve karşılıklı güvene dayanan dostluklar nedeniyle, doğan ya da yumurtadan çıkan yavruları ilk ben görürüm. . Bu yavruların büyüyüp yavruladıklarına da şahit oldum. Kendimi büyük orman ailesinin bir üyesi gibi ve çok şanslı hissediyorum.

Biliyor musunuz orman kendini her gün yeniliyor. Bir önceki gün orada olmadığına emin olduğum bir bitkinin farkına varmak veya  bal arılarının yeni oğulu, merakla onları incelememe sebep oluyor. Tabii bu nedenle de babamın yanına genelde geç varıyorum. Yemekler de soğumuş oluyor. Ama babam bana hiç kızmaz. Ben de yemeğimizi yerken ona o gün neden geç kaldığımı anlatırım.

Akşama kadar babamın yanında kalırım. Akşam, güneş yönünü batıya doğru çevirip alçalmaya başladığında toparlanırız. Emektar atımız Bal’ ın koşulu olduğu küçük at arabasına, o gün kestiği odunları özenle istifler ve yola çıkarız. Eve vardığımızda kardeşim babama yardım eder, ben de mutfakta anneme.

*-*

Günler bu rutin içinde geçiyorken hayatımı tamamıyla değiştireceğini sonradan anlayacağım bir şey oldu. O gün, her zamanki gibi babama yemek götürüyordum. Yolun sağ tarafında, üzerine zaman zaman oturup dinlendiğim büyük kayanın yanında, şimdiye kadar hiç görmediğim yaşlı bir kadının durduğunu gördüm. Birini bekliyor gibiydi. Beni görünce biraz daha doğruldu ve bakmaya başladı.

Yaşlı kadının bana dimdik bakan mavi gözleri gördüğümde,  aklıma sadece köyümüzde dillendirilen efsane geldi. Kalbim yerinden fırlayacakmış gibi atarken, yolun ortasında öylece kala kalmıştım. "Ya bu Ormanın Ruhuysa ? Ya beni de ormanın derinlerine götürür ve bir daha geri dönemezsem? "

" Hikaye Devam Edecek"



Itır Çiçeği ( Çobaniğnesi  ) ve Faydaları
Itır (Pelargonium), turnagagasıgiller (Geraniaceae) familyasından kumlu topraklarda yetişen, 14-40 cm boylarında, yaprakları güzel kokulu, Haziran-Temmuz aylarında beyaz, pembe ve morumsu renklerde çiçekler açan çok yıllık otsu bir süs bitkisidir.
Itır Çiçeğinin Bilinen Yararları
İshali keser. Kanı temizler. Sakinleştiricidir. Cildi güzelleştirir. Nikriste faydalıdır. Boğaz ağrılarını giderir.Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. Bağırsak parazitlerini düşürmeye yardımcı olur. Ciltteki yanıkları, egzama ve akne şikayetlerini giderir.

Thursday, November 6, 2014

Like Santa's Workshop / Noel Baba' nın Atölyesi Gibi



Old Time's Santa from Homespun Elegance - stitched back in previous year!

Eski zamanların Noel Baba'sı - Homespun Elegance'dan. 
Geçen sene sonlarında işlemiş kenara bırakmıştım..
*-*



"Good luck for 2015" cushion

'2015 için Bol Şans" Yastıkçığı
*-*



Vintage Children by Mon Ami Pierre Design
Mon Ami Pierre tasarımı Vintage Çocuklar
*-*


Love Bird - Sevgi Kuşu
Tahtaya küçük bir kanaviçe dokunuşu
*-*

 Nursun continues assembling her Christmas trees 
Nursun, Yılbaşı çamı üretimine sadakatle devam eder...



Durumumuz özetle budur :))


♥ Free  Christmas Chart for you  ♥
Bu da atölyenin son ürünü. Ben işlemeye başladım, belki bana katılan olur :)

♥ Happy stitching and crafting ♥
*-*


Biz iki ara bir dere üretmeye devam ediyoruz. 
İçimizi sıcak, umutlarımızı diri tutmamıza yardım ediyor bu işler.

Sevgilerimle,


Monday, November 3, 2014

2 New Stitchery Blogs / 2 Yeni, Renkli ve Zevkli Blog


"Blog Modest"  http://modestaksoy.blogspot.com.tr/ 






Images from "Modest" Blog 


"Rüzgar Gibi Geçti" http://scarletinbahcesi.blogspot.tr





Images from "Scarletin Bahçesi"http://scarletinbahcesi.blogspot.com.tr/


I'd like to introduce two new cross stitch and patchwork blogs which have newly joint to the blogland from my country!

Both blogs's owners are avid stitchers and each of their works deserve to look at!

I highly recommend to pay a visit those blogs at once! 

♥ Thank you in advance ♥



Merhabalar,

Etamin konusundaki sevgimi bildiğiniz için;  bu yayını hoş karşılayacağınızı biliyorum.

 (Etamine pozitif ayrımcılık yapıyorum - vaa mı ötesi?)

Yukarıda yaptıkları işlerden bazı fotografları aldığım her iki blogun zevkli sahibelerinin ve yaptıkları güzel ve kapsamlı işlerinin; neredeyse hiç izleyenleri olmamasına duyarsız kalamazdım. 

Genel olarak Fransız etamin ekolü izleyicisi olan bu iki zevkli ve renkli blogu izlemeye almanızı çok isterim.

Hem böylece benim naftalin kokan işlerimden çok daha modern ve zevkli işler görme şansınız da olacaktır.

Anlayışınız ve vereceğiniz destek için sonsuz teşekkürler ♥