Friday, February 27, 2015

That's Real Me / Ben Aslında Buyum

"Posies for Thee Thimble Box"

It is a With Thy Needle and Thread Design
Designer . Brenda Gravis





Brenda Gravis' e ait bir desen 
( With Thy Needle and Thread design)

  
*-*

Has Spring Arrived ???

Yes, it has :)) 

Everything has happened within a week! 








It is quite weird, isn't it? 

*-*

Havalar bir öyle bir böyle derken; geçen hafta karla kaplı ağaçlar ne hale geldi bakar mısınız? 
Bahar geldi mi? Valla çaktırmadan gelmiş bile!



This Post's Freebie / Bu Yayının Şablonu


Wish you a peaceful weekend!

♥Happy Stitching♥

*-*

Huzurlu bir haftasonu dileklerimle, 


♥Sevgiler♥


*-*

"HERŞEY ASLINA GERİ DÖNER VII"

Kara Hasan Yıllardır Aradığına Ulaşmak Üzeredir

  
Kara Hasan, dün gece düşünde gördüğü meyveleri, masanın üzerinde görünce irkilmişti. Uzun yıllardan bu yana beklediği ve onu görünen ve görünmeyen dünyalara efendi yapacak olan sırra ulaştıracak anahtar nihayet ona kadar ulaşabilmişti demek...

*-*-*-*-*
  
İki adam bu konuşmaya noktayı koydular ve her ikisi de işlerine geri dönemk üzere ayrıldılar. Tüccarın gidişinden sonra Kara Hasan yapıyormuş gibi görünen işini bıraktı. Çalıştığı odanın bir kenarında duran ve artık rengi görünmeyecek kadar tozla kaplanmış tahta sandığa yöneldi.

Sandık büyük bir gıcırtıyla açıldığında üzerinden dökülen tozlar adamın ağzına doldu. ‘Bu kadar zamandır sandıktaydın artık işe yarama zamanın geldi’ dedi adam; elini sandığa sokup çıkardığı siyah deri kaplı eski kalın kitaba... Kitap, çok eski zamanlarda yapıldığını belli eden eski ve garip motiflerle süslenmişti. Ağır görünüşüne karşın bir o kadar hafifti.

Kitabın tozlu sayfalarında biraz aratırma yaptıktan sonra bulduğu sayfada kaldı ve işte dedi, seni buldum. Karanlık ağzının içinde gevelercesine mırıldanarak bir metin okumaya başlayan adamın görüntüsü saniyeler içinde değişmeye başlamıştı. Okumaya devam ettikçe, giderek görünüşü bulanıklaşıp, farklılaşmaya başlamıştı. Mırıltılarını aynı rutinde devam ettirmeye devam eden kara kuru adamın yerini, sarışın ve genç bir adam almaya başlamış; kısa bir zaman içinde de baştan ayağa değişmişti.

O bu değişimi geçirirken, Tüccarın çıkarken peşine takılıp gelen köpeği Vahşi, garip bir güdüyle Kara Hasan’ ın evinin önünde kalmıştı, Bahçenün kuytu bir köşesinde, beklediği bir şey varmış gibi kalması; Kara Hasan' ın evinden çıkan genç adamın peşine düşmesine neden olacaktı. Kokusuna aşina ama tanımadığı adamın peşinden giderken, güdülerinin neden onu böyle yönlendirdiğini de anlamıyordu. 

Kara Hasan yollardan adeta koşar adımlarla geçerek pazara vardı. İki kadının tezgahını çok kolaylıkla buldu. Oraya vardığında tezgahtaki mallar neredeyse tükenmişti. ‘Zamanında yetiştim diye düşündü . Bir kenarda durup, kadınların dönüş hazırlıklarını izlemeye koyuldu. Dış görüntüsü tamamen değiştiği için, onu kimsenin tanımamasından dolayı dikkat çekmeden olan biteni izleyebiliyordu.

Pazarda tüm mallarını her zamanki tezlikle satan kadınlar, içlerinde o anlatılmaz sıkıntıyla, eve doğru yola koyuldular. Dönüş yolunda anne, sık sık kapasını çevirerek arkasına bakıyordu. ‘İzlendiğimize eminim’ dedi kaynanasına. ‘Ama arkada hiç kimseyi görmüyorum’. Yaşlı kadın ‘Pazardan çıktığımızdan beri bende de bir sıkıntı var. Ben de izlendiğimizi hissediyorum. Bugün Tüccarın gelişinden huzursuz olduk belki de’ dedi. Neyse eve az kaldı. Bir an önce evimize gidelim’ dedi. Anne’ Haklısın, evimde kendimi huzurlu hissedeceğim’ derken, yüzü gibi sesi de sıkıntılıydı.

*-*

O akşam babamla eve her zaman ki  saatte eve döndük. Annem yemeği hazırlamıştı. Yüzünde her zaman alışık olduğum gülümseme yerine düşünceli ve huzursuz bir ifade vardı. Hareketlerindeki telaşında farkına varmamak mümkün değildi.

Babam da huzursuzluğun farkına varmıştı. Ama işini bitirmeden konuşmak istemedi. Evde alışılmadık ölçüde rahatsız edici bir sessizlik vardı. Kardeşim her zamanki gibi ortalıkda dolaşıp, yaramazlık yapmıyordu. Bir kenara çekilmiş tahta oyuncaklarıyla, sessizce oynuyordu.  

Bahçe kapısından içeri girdiğimiz saniye, Bal kulaklarını dikmiş, sanki dikkatlice bir sese kulak asmıştı. Aradan geçen bir iki saniyeden sonra kafasını, istenmeyen birşeyler varmış gibi, adeta bir tehlikeyi haber verircesine aşağı yukarı sallamaya başlamıştı. Geri geri giderek, bahçeden dışarı çıkmak için bir girişimde bulunmuştu. Babam Balı’ ın yularını tutmuş, ilk defa olan bu huzursuzluğuna ve sinirine mana vermeye çalışarak, atımızı sakinleştirmişti.

Babam işlerini bitirip, her zaman çay içtiği köşesine çekildiğinde annem ve ninemde yanına oturdular. Ben ve kardeşim bir kenara çekilmiş, konuşmadan bekliyorduk.

Ahırdan, atımızın sinirli kişnemeleri işitiliyordu.

-      Nesi var bu hayvanın? Hiç böyle huzursuzlandığını görmemiştim.
-      Vallahi hanım ben de bilmiyorum. Bütün gün hiç bir şeyi yoktu. 
       Ancak evin kapısına geldiğimizde birden bire huzursuzlandı. Nedenini ben de bilmiyorum.
-  Vallahi bugün buna benzer bir duygu yakamızı hiç bırakmadı. Belki de bizim   huzursuzluğumuzun farkına vardı. Ondan böyle yapıyor.
-     Sahi anneminde seninde bir tuhaflığınız var. Neler oldu anlatın.

Annem kısaca o gün olanları babama anlatırken, sesi yüzünüdeki endişeyi ve heyecanı yansıtıyordu.

Tüccarın ziyaretini ve konuştuklarını anlattı. Eve dönüş yolundan itibaren yakalarına yapışan o anlaşılmaz duyguyu ve evin güvenli havasına rağmen bir türlü üzerinden atamadıkları bir başka insanın varlığı ve izlendiğine dair hissi de ekledi anlattıklarına.

Babam, bu gibi şeylere önem vermemek gerektiğini, zaman zaman insanların bu gibi vehametlere kapılabildiğini söyledi.  

O akşam büyük bir sessizlik içinde yemeklerimizi yedik. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Uykumuz olmamasına rağmen erkenden yataklarımıza çekildik. Aslında birbirimize ifade etmesek bile, birilerinin bizi gözetlediği hissi hepimizi sarmıştı. Babam, alışkanlıklarının dışında, yatmadan önce, evin tüm girişlerini kontrol etti. Ahırı, kümesi ve bahçeyi gezdi. Birşeyler araştırıyordu. Yattığım yerden atımızın hiç bitmeyen kişnemelerini ve zaman zaman savurduğu çiftelerinin sesini dinliyordum. Kardeşim seslerden çok korkmuş, benim yatağıma gelmişti. Onun küçük vücudunun sıcaklığı ve yanımda bir başka insanın varlığı beni azda olsa rahatlatmış, uykuya karşı koyamamıştım.

O gece düşümde yeşil bahçeyi ve yaşlı zeytin ağacını gördüm. Ancak bu kez, zeytin ağacı benden uzaklaşıyordu. Gittikçe uzaklaşan ve parlaklığını yitirdiği için giderek kararan bahçeyi terketmek ve zeytin ağacını yakalamak üzere koşmaya başlamıştım. Çok istesem de koşamıyordum. Ayaklarım birer taş parçası gibiydiler. Sonra uzaktan, siyah kıyafetleri içinde yaşlı bir adamın ağaca doğru yaklaştığını gördüm. Adamın geçtiği yerlerdeki çiçekler aniden kış bastırmışçasına soluyor, yapraklarını döküyorlardı. Adamın ağaca doğru yürürken geçtiği yol o güzelim bahçede solmuş renkleriyle, çürümüş bir diş gibi sırıtıyordu.  Adam, ağaca yaklaştı, yaklaştı. Ben ise olduğum yerde hiçbirşey yapamadan olanları seyrediyordum. Ağacın yanına gelip ona dokunduğunda, o güzelim ağaç bir anda kupkuru hale gelmiş, bir hariç bütün meyveleri dökülmüştü. Ağacın en üstündeki tek zeytin pırıl pırıl parlamaya, rengi altın rengine doğru dönmeye başlamıştı. Tam o anda nereden geldiği belli olmayan sesler duymaya başladım. Önce cılız olan sesler güçlenmeye ve koro halini almaya başladı. ‘O zeytini almasına izin verme Itır, o zeytini almasına izin verme Itır... Bu bahçenin ve bizlerin yaşamı sana bağlı. Ölmemize izin verme’

Soluk soluğa ve terden sırıl sıklam bir şekilde uyandığımda, o etrafta biri var duygusu tüm şiddetiyle hissettirdi kendisini. Yataktan atladım. Kardeşim henüz uyuyordu. Hızla elbisemi giyinip dışarıya çıktım. 

Evin ritueli değişmemişti. Sabah kahvaltısı hazırlanmış, mis gibi ekmek kokusu havayı doldurmuştu. Annem ve ninem bahçede olgunlaşmış mahsulleri topluyorlardı. Babam da orman hazırlığını tamamlamak üzereydi. Bal’ ın dünkü huysuzluğu geçmemişti. Hala sinirli sinirli kişniyordu. O sıkıntılı hava içinde kahvaltımızı yapıp işlerimize dağılmadan önce, annem adeti olmadığı halde beni sımsıkı kucakladı. Sanki veda ediyor gibiydi.

-          Ne oluyor anne, birşey mi var? diye sordum.
-          Hayır sadece seni kucaklamak istedim.
-          Ne bileyim sanki ayrılıyormuş gibi sarıdım anne.
-          Hayır yavrucuğum. Anneler çocuklarını çok sever ama her zaman bunu gösteremezler. Ben                 seni ne kadar çok sevdiğimi anlatmak istedim.
-          Ben de seni seviyorum anne.

Babamla orman yolunda ilerlerken, içime sebepsiz bir korku düştü. Pırıl pırıl bir güneş ve ormanın o tarif edilmez büyüsü bile beni içine düştüğüm o karanlık korkudan çıkarmaya yetmiyordu. Ensemde bir nefesin sıcaklığı varmışçasına sıcaklık duygusunu, korkunun beraberinde getirdiği bir ürperme hissi tamamlıyordu. Bir kaç kez ürpererek silkindim. Atımızın huzursuzluğu geçmemişti. Babamın yüzünden hiç bir şey okumanın imkanı yok gibiydi. Sadece dizginlere sıkıca yapışmaktan dolayı elinde oluşmuş kırmızılıktan başka...

Her zamanki yerde arabayı durdurup, yanağıma bir öpücük kondurmuştu. O işine başlarken ben de Pamuk Nine’ ye doğru giden patikaya sapmıştım.

Pamuk Nine, alışılmışın aksine beni şelalenin önünde karşıladı ilk kez. Bana gülümseyerek bakıyordu ancak üzümdeki ifadenin değişik oluşu muydu onu endişelendiren veya başka birşey miydi hissettiği? Bilmiyorum, az evvel bana sevgiyle bakan gözleri birden bire kısılmış, arkamdaki bir şeye ya da bir şeye dikkatle bakmaya başlamıştı. Ne olduğunu anlamamış ama korkmuştum doğrusu. Geriye dönüp baktığımda birşey göremedim görmesine ya sabahtan bu yana beni etkisine alan korku hissim en üst düzeyine çıkmıştı. Pamuk Nine’ nin beyaz kedisi, o her zamanki sakin havasından kurtulmuş,  sırtını dikleştirmiş ve tüm tüyleri kabarmış bir vaziyette tıslıyordu. Pamuk Nine ‘Itır arkama geç’ dedi.
Yürürken hiç yanından ayırmadığı bastonu bir mızrak tutar gibi tutmuş; arkasına geçmemden hemen sonra, görmediğim bir hedefe nişan alarak ondan ummadığım bir kuvvetle fırlatmıştı.

Bastonun bir bedene çarptığını, çıkan seslerden anlamak mümkündü. Üstelik yere düşen bastonun üzerinde kan izleri vardı. Boğuk bir çığlık ve uzaklaşan birşeye ait kan izlerini gördük.   Hiçbir şey anlamıyor ama müthiş korkuyordum. Biraz evvel olanlar, benim gibi hayatı belli bir düzen ve sakinlik içinde geçen bir insanın kaldırabileceğinden çok fazlaydı. Korku ve endişiyle ağlamaya başladım. Bulunduğum yere çökmüş, kafamı dizlerimin arasına sokmuş hıçkırarak ağlıyordum.

Pamuk Nine benim sakinleşmemi bekledikten sonra oturduğum yerden beni şevkatle kaldırdı. Kolumdan tutarak eve kadar getirip verendadaki sandalyeye oturttu. Önce, cebinden çıkardığı mis kokulu mendiliyle burnumu temizledi, yüzümü sildi. Yüzünde bir anne şevkatinin tüm emareleri vardı. Gözleri, ancak içten seven insanlarda görülen ama ismi konulamayan o duygu ile pırıl pırıl parlıyordu. 

Kendimi toparladığımı gördüğünde karşıma bir sandalya çekti ve derin bir nefes alıp sözlerine başladı.

- Burada biraz evvel olup bitenlerden çok korktuğunu ve bir anlam veremediğini biliyorum. Sen henüz çok küçüksün. Bazı şeyleri anlatmak da açıklamakta oldukça zor ama  anlayacağın bir şekilde anlatmaya çalışacağım sevgili yavrum...

"Devam Edecek"


Monday, February 23, 2015

An Absolute Challenge - RYU / Kendime Meydan Okudum - RYU


Do you know RYU?

You might know this muscular character, if your boy/boys was/were born in 90th's!

My elder nephew (C. Firat ) was born in 1987! 
He and his brother both were raised with some computer /Atari games such as  the Street Fighters and their versions!
*-*



RYU
The Street Fighter


An Atari Saloon from 90's

*-*
Anyway, Firat' s at least, become a real fan of RYU! 


Here is C. Firat! İşte Bu Çağlar Fırat!


One day, he asked me to design/stitch RYU for him, as my gift for his previous birthday!
Imagine, such an old fashion, vintage , regency soul in stitchery,  how can be matched with 90's ?

This, I may call an absolute challenge! 

So, I challenged!

I' ve designed RYU at once and got his approval!
And then started to stitch!

*-*
There is a number of colors in order to give right light effects to his muscles!   
In fact, it is a quite small figure to contain that much colors on!
Therefore, stitching has taken times than I expected!

At the end of the day,
Firat is so happy to have his own RYU! I am happy too for proofing that I have enough stitching passion!

Can I call myself  "The Stitch Fighter"? 


♥Cheers♥

*-*-*-*-*-*-*-*-*

Merhaba Sevgili Dostlar,

Eğer, 90'larda doğmuş bir oğlunuz  ya da benim gibi bir yeğeniniz varsa; muhtemelen "kaslı" dövüşçü RYU' yu bilirsiniz.

O dönemin, masa üstü bilgisayarlarına bağlanan oyun konsolları ya da atari salonlarının değişmez oyunlarından olan, Sokak Savaşçılarından biri o!

*-*
1987 doğumlu büyük yeğenim Fırat, bu oyunla ilk tanıştığı günden bu yana, hala hiç bıkmadan oynamaya devam ediyor. O nedenle bizde hep güncel bir oyun Sokak Savaşçıları...

Neticede; RYU' nun gerçek hayranlarından bir oldu çıktı bizim oğlan. 






Ocak doğumludur ama Kova (Hakan Kırkoğlu' nun deyişi ile Saka) Burcu...

Her eve lazım türünden; titiz, temiz, düzenli ve tertipli olma numunesidir; 
nazar deymesin  (tık tık).
Üstelik de merhametli ve kibardır...Onu alacak kız yaşar kesinlikle...
(Gözde bekarlardan laf aramızda ama gönlüne göre birini arıyor hala..)

Neyse, yakışıklı yeğenim; bu sene doğum günü hediyesi olarak RYU' nun tasarımını ve işlenmesini istedi benden. 

Nasıl yok derim?

Benim gibi ruhu 19. yy' da takılı kalan biri için 90' lı yılların kaslı karakteri tam bir meydan okumaydı; pilavdan dönenin kaşığı kırılsın tabii," Varım " dedim.

Küçük bir tasarım ancak, kas efekti vermek için gayret ettiğim ışık gölge geçişleri nedeniyle üzerinde inanamayacağınız kadar çok sayıda iplik var. 

O nedenle işlemesi beklediğimden çok daha uzun sürdü.
Yine de önemli olan Fırat' ın beğenmesiydi,"söylediğine" göre çok beğendi.

Sırada çerçeve var; o da en kısa zamanda yapılacak. 
*-*

Ee onlar sokak savaşçısıysa  ben de iğne/iplik savaşçısıyım.
Bu çöplük benim, ancak ben öterim!
*-*

Hepimize nefes almayı kolaylaştıracak haberlerin olduğu güzel bir hafta dilerim.


Sevgilerimle,


Freebie of this Post - Bu Yayının Tasarımı





Herşey Aslına Geri Döner VI 

Evin dışında yaptığımız gezilerde, Pamuk Nine’ nin baktığı hayvanlar eşlik ederdi bize. Ancak değişmeyen eşlikçimiz yeni yağmış kar kadar beyaz olan kedisiydi.  Pamuk Nine' nin can yoldaşıydı ama adı yoktu. Neden isim koymadınız diye sorduğumda, ‘O benim can yoldaşım, kendi evladım gibi; ona başka türlü seslenmek içimden gelmiyor’ diye cevaplamıştı. 

Pamuk nine' nin kedisi biraz tuhaftı. Onun diğer hayvanlara zarar verdiğine şahit olan hiç yokmuş. Kendi gözlerimle gördüm, bir defa yaralı küçük bir hayvanı ağzıyla taşıyarak getirip Pamuk Nine’ nin eteğine bıraktı. Ayrıca ne verilirse onu yer fazlasını istemez; hatta bazen bizimle sebze yemeği yediği de oluyor.  Bu evdeki her şey gibi o da çok değişik anlayacağınız.

Bir bayram sabahı, en güzel kıyafetimi giydirdi annem. Ona o kadar yalvarmıştım ki sonunda bana Pamuk Nine’ min kine benzer pembeli mavili bir elbise dikmeye razı olmuştu. Bizim çok paramız yoktur. Babamla annemin çok çalışmasına rağmen yine de kıt kanaat geçiniyorduk. Yeni bir elbise çok büyük lükstü aslında ama anneciğim kıramamıştı beni. Elbisemin yakaları ve kol ağızları büyükannemin el emeği dantelleriyle süslenmişti.

Evde bayramlaştıktan sonra, bayram tatlısı ve annemin binbir emekle o kış kazırladığı dantel masa örtüsü sarılı paketi alıp babamla yola koyulduk. Bayram olduğu için kardeşim de bizimle beraberdi. 

Annem çok istemesine rağmen; komşularımız bayramlaşmaya gelirlerse kapıda kalmasınlar diye evde kalmıştı. 

Pamuk Nine bizi her zamanki gibi verendada karşıladı. Onun da üzerinde, yeni gördüğüm çok güzel bir elbise vardı. Bugün diğer günlere nazaran daha genç görünüyordu. Giydiği elbiseden olsa gerekti.

Daha verendanın basamaklarında bayramlaştık. Masaya geçip oturduğumuzda, Pamuk Nine kardeşimle bana bayram hediyesi; çok özenle hazırlandığı her halinden belli olan çıkınlar verdi.

Hevesle ve biraz da hoyratça açtık çıkınlarımızı.  İçinden çıkanları görünce, gözlerimize inanamadık. Hem benim hem de kardeşimin ağızları hayretle bir karış açılmış babamın yüzüne baktık önce. Çıkınlar; ailemizin altından kalkamayacağı değerde ve önemde hediyeler vardı çünkü. Babamın kaşlarının çatılması, bu durumu perçinliyordu adeta...

Benim hediye çıkınımda çok eski olduğu belli olan üzerinde çeşitli taşlardan ve mineden yapılmış çiçeklerle süslü altın bir madalyon vardı. ‘Arka bahçedeki çiçeklerinize benziyorlar, çok ama çok güzel’ dedim sevinç içinde. Yanaklarımı öpen Pamuk Nine ‘asıl güzel olan sensin’tatlı kızım dedi. Elleri ile başımı ve yanaklarımı okşarken; adeta kendi kızını seviyormuş  gibiydi. İçimden ona sımsıkı sarılarak teselli etmek geçti. Ben de sarıldım.....


Kardeşimin hediye çıkınından da yine çok eski olduğu belli olan bir erkek yüzüğü çıktı. ‘Bu dedemindi ona da büyük dedesinden kalmış. Bu yüzüğü bu güne kadar ancak güçlü ama gücünü asla başkalarını ezmek için kullanmayacak kadaryüce gönüllü insanlar takabildiler. Sende büyüyünce cesur ve bir o kadar yüce gönüllü bir genç olacak ve bu yüzüğü tıpkı senden öncekiler gibi layığıyla taşıyacaksın’ dedi kardeşimi öperken.

Başımı kaldırıp babama baktığımda yüzünün renginin değiştiğini gördüm. Biliyorum o hakedilmeyen hiçbir şeyi istemezdi. ‘ Bu insanların başkalarına boyun eğmesine neden olan tek şeydir’ derdi hep.
‘Az olsun ama kendi emeğimle kazandığım olsun. Birgün sadece borçlu olduğum için istemediğim şeyleri yapmak zorunda olmamalıyım. Başım hep dik olmalı benim’ Babamın yüzündeki bu ifade Pamuk Nine’ nin de gözünden kaçmadı.

-          Bana borçlu değilsiniz. Tam tersine ben borcumu ödüyürum. Yıllardır kapımı çalan ve evime neşe getiren, ömrümün sonlarında bana torun sevgisini tattıran sizlere ben borcumu nasıl ödeyeceğimi bilmiyorum. Üstelik bunlar benim hiçbir işime yaramıyor. Birgün ben öldüğümde hiç tanımadığım insanların eline geçecek. Ama bu şekilde hiç olmazsa beni hatırlayacak ve beni anladığı için de ilkelerimi yaşatacak  insanların elinde olacaklar.

-       Sizi anlamasına anlıyorum ancak verdikleriniz kabul edilebilecek herşeyden çok daha değerli ve pahalı. Biz fakir ama onurlu insanlarız; verdikleriniz bizi ezer, altından kalkamayacağımız şekilde borçlandırır. Bu hediyeleri siz geri alın; onlar büyüdüklerinde ve hala hak ediyorlarsa, o zaman verirsiniz. 

Babam konuşmasına ciddiyetle devam etti.  

- Itır' ın koluna, ona öğrettiğiniz bilgilerle bir altın bileziktakıyorsunuz zaten. Ondan büyük hediye olamaz. 

Pamuk Nine "Evladım" dedi. Benim yaşıma geldiğinde, zamanlamalar konusundaki bilgin neredeyse mükemmelhale gelmiş olur. Eğer, bilgime hürmetin varsa; çocuklarına verdiğim hediyelerin zamanlaması ve gereklliğine de inan. Bunu sadece, bu yaşımda beni mutlu ettiğiniz için değil; çok gerekli olduğu çin yapılmış bir hareket olarak kabul et.

Onun sesindeki ciddiyet, biraz da endişe, babamın bir süre gözlerini Pamuk Nine' nin gözlerine dikip susması ile neticelendi. Şaşırmış bir halde onları izledim. Adeta sessiz bir biçimde birbirleriyle konuşuyor gibilerdi.


 Babam nihayet gözlerini indirdi ve gülümsedi. Önünde duran paketi uzatarak "Bu paketi size karım yolladı. İçinde hem onun hem annemin yaptıkları var" dedi.

Pamuk Nine' nin gülümseyerekaçtığı paketin içinden kar gibi bembeyaz dantel bir örtü çıktı. Birbirine eklenmiş onlarca motifin meydana getirdiği güzellik tarif edilecek gibi değildi. Ninem, büyük bir sevgiyle kalbinin üzerine bastırdığı örtüyü bir eliyle usul usul okşarken, "Teşekkür ederim" dedi. " Ne büyük bir emekle örüldüğünü ancak o işle uğraşan bilir, çok teşekkür ederim".


-          Bu kadar güzel bir hediyeyi hak edecek hiçbir şey yapmamıştım. Beni çok mutlu ettiniz. Doğrusu ormanın bu köşesinde istediğin zaman istediğin hediyeyi bulma şansı yok.. 

Masanın üzernde duran yeşil keseye uzandı Pamuk Ninem.

-  Sevgilerimle birlikte bu keseyi karına götür. Kesenin içindeki tohumları, sabah gün doğmadan bahçenin güneş alan bir köşesine diksin. Bol bol da su versin.  Unutma,güneşin ilk ışınları düşmeli dikildikleri yerlere.


Sonra uzun elbisesinin cebinden içinde sarı bir toz olan küçük bir kavanoz çıkardı.  

- Annene ver bu kavanozu. Her sabah bir bardak ılık suyun içine bir kaşık koyup içsin. Dolaşım sistemindeki sorunlarına derman olacak; ömrünü uzatacaktır.  


Hep beraber bayram tatlılarımızı yedik, çayımızı içtik. Hepimiz aldığımız hediyelerden mutlu evimize doğru yola çıktığımızda vakit hayli ilerlemişti.

Köyümüzde bayramların ayrı bir güzelliği vardır. Gölün yanındaki düzlükte panayır kurulur. Tahta çubuklar üzerinde yürüyenlerimi istersin, gerilmiş ip üzerinde güsteriler yapan akrobatlarımı yoksa alev yutup püskürtenlerimi? Hepsi ve daha nice gösterileri büyük bir sabırsızlıkla bekleriz.

Eve geldiğimizde öğleden sonrayı bulmuştuk . Annemle, ninemi bizi bekler bulduk. Giyinmiş panayıra gitmeye hazırlardı. Kardeşimle birlikte hediyelerimizi gösterdiğimizde, annemin yüz ifadesi değişiverdi. Babama dönerek biraz kırık bir sesle babama söylendi.

-          Bu hediyeleri keşke kabul etmeseydin. Bunlar antikaya benziyor, çok pahalı olmalılar. Bunun altından kalkamayız, borçlu kalacağız

-          Kabul etmek istemedim ama öyle şeyler söyledi ki kabul etmemek mümkün değildi. Üstelik çocuklar hediyelerine bayıldılar. Baksana yüzlerindeki ifadeye.

Gerçekten hediyeme bayılmıştım ve boynumdan çıkarmaya hiç niyetim yoktu.

-          Anneciğim ne olur boynumda kalsın. Vallahi kaybetmeyeceğim. Hem bak elbiseme ne kadar uydu. Lütfen izin ver boynumda kalsın. Ne olur, ne olur...

Büyükler aslında biraz tuhaflar, bende mi öyle olacağım büyüyünce? Özellikle bayram günlerinde çok yumaşak kalpli oluyorlar. Normal zamanlarda hiç hoş karşılamadıkları ısrarı ve küçük şımarıklıkları hoşgörüyorlar. Eh, ben de şımarıklıkla karışık israrlarımla başarılı olmuştum şte. Madalyonum hala  boynumdaydı. Kimbilir arkadaşlarım beni nasıl kıskanacaklardı?

-          Ha unutmadan, şu kese içindeki tohumları da sana yolladı. Vakit geçirmeden dikmek lazım. Bu arada dantel örtüne de bayıldı. Görseydin, neredeyse ağlayacak kadar duygulandı.

Annemin gözlerinde bir an bir gurur hissi  parladı. Emek verdiği bir şeyin beğenilmesi herkesi mutlu eder.

O gün ailecek panayıra gittik. Bizim gibi tüm komşular, arkadaşalarım oradaydı. Bayramın coşkusuna, o gün aldığımız güzel hediyeler de eklenmiş, alabildiğine coşmuştuk. Akrobatların gösterilerini seyretmiş, salıncaklara binmiş, panayıra özel tatlilardan yemiş, limonatalardan içmiştik. Akşam yatağın yolunun zor bulacak kadar yorgundum. Yatar yatmaz uyumuşum.

Ertesi gün gün doğmadan kalkan annerm ve babamın bahçeye giden ayak sesleri, daldığım derin uykudan uyanmak için vesile olmuştu. Yataktan kalktım. Çeşmede elimi yüzümü yıkayıp, yeni dikilen tohumlara su taşıdım.

Pamuk Nine’ nin verdiği kesenin içinde değişik tohumlar vardı. Babam çoğunu ilk defa gördüğü tohumları, aynen söylendiği şekilde,  özenle toprağa gömdü. Sularını verdi. Bütün bunlar olurken, güneş ilk ışınlarını göndermeye başlamıştı bile.

Her zaman ki günlük hayatımız başlamıştı. Babam ormana, ben Pamuk Nine’ ye, annemle ninem kasaba pazarına...

Pamuk Nine annemin örtüsünü verendadaki masaya örtmüş, üzerine rengarenk çiçeklerden bir demetin olduğu bir vazo yerleştirmişti. Doğrusu örtü çok gözalıcıyı. Annemin kızı olduğum için bir kez daha gurur duydum.

O gün, daha önce öğrettiklerinden farklı olarak, çiçek özlerinin bir araya gelerek ne kadar şaşırtıcı kokulara dönüşebileceğini gösterdibana. Benim için inanaılmaz bir deneyimdi. Sihir gibiydi....

Portakal çiçeği, yasemin, amber, sandal ağacı, gül, menekşe, manolya farklı ölçülerde karıştırılarak çeşit çeşit kokular elde edilebiliyordu. Annem ve büyükanneme bu karışımlardan hazırlayıp en çok beğendiklerimi küçük şişelerin içinde hediye götürdüm o akşam. Yemekten sonra da erkenden yattım.  

Ertesi sabah annemin şaşkın çığlığı yataklarımızdan fırlamamıza sebep oldu. Hepimiz birden bahçeye koştuk. Annem, dün dikilen tohumların bulunduğu yerde duruyor " Aman Allahım , Aman Allahım" diye haykırıyordu.. Onun baktığı yere bakınca inanılmaz bir mucizenin bahçemizde gerçekleştiğini gördük.

Dün, sadece boş toprak parçası olan yerde, bu sabah hiç tanımadığımız küçük ağaçlar, bitkiler yetişmiş, üzerlerindeki olgun meyve ve sebzelerden dalları kırılacakmış gibi eğilmişlerdi. Sebze ve meyveler öyle sağlıklı, olgun ve iştah açıcı görünüyorlardı ki kardeşim dayanamadı ve bir meyve koparttı. Kopardığı meyveyi iştahla yerken sızan sular, ağzından boynuna doğru yol yol iz bırakmaya başlamıştı bile.

Şaşkınlığımızdan sıyrılıp biz de yakınlaştık. Elimizi attığımız meyvelerdeki parmak izlerimiz onların olgunlaştıklarını, artık yenmeye hazır olduklarını gösteriyordu. Sebzeler de aynı şekilde...

Annem nihayet haykırmayı bırakmış; yüzünü şaşkınlık dolu kocaman bir gülümseme kaplamış halde babama döndü. Gözleri sevinçle pırıl pırı parlıyordu. " Rüyada değiliz değil mi? 

*-* 
Biz ayrıldıktan sonra, pazara bahçenin mahsüllerini yükleyip giden annem; eve döndüğümüzde babama o gün olanları bir çırpıda anlatmak için hızlı hızlı konuşuyordu.

-  Pazardaki tezgaha malları yerleştiremedik bile. Sebze ve meyvelerin etrafına o kadar çok adam birikti ki malların fiyatını bile doğru düzgün belirleme fırsatı olmadı. Alıcıların içinde şehirli adamlarda vardı. Bize bunları nereden bulduğumuzu sordular. Bahçemizde yetiştirdiğimizi öğrenince ‘biz Vali' nin adamlarıyız. Bundan sonra pazara geldiğimizde ilk size uğrayacağız. Bizden evvel kimseye satış yapmayın. Eğer mallarınız her zaman böyle taze olursa size iyi para kazandırırız’ dediler. Elimizde ne varsa bir saat içinde satıldı. Böylece biz de çarçabuk eve dönme fırsatı bulduk.

Annem pazarda kazandığı paralarla evin eksiklerinin yanı sıra hepimize küçük hediyeler almıştı. Yaptığı tüm alışverişten sonra elinde hala para kalmıştı... Bayram bitmişti bitmesine ama bizim evdeki bayram havası hala devam ediyordu.

*-*
Bahçeden hergün mahsül almak ve alınan mahsulün  yerine hemen yenisinin çıktığına şahit olmak inanılmazdı. Bir süre hepimizi hayrete düşüren bu durumu giderek kanıksamaya başladığımızda;   pazara giden mallarımızın ününü neredeyse duymayan kalmamıştı. Yakın şehirlerden alıcılar kasaba pazarına gelmeye başlamışlardı. Büyük davetler ve önemli konukların ağırlandığı masaları bizim yetiştirdiğimiz sebzeler, meyveler dolduruyordu artık.

Hep böyle gideceğini düşündüğümüz bu durum kısa zaman içinde değişecekti ama biz onu henüz bilmiyorduk.....

Pamuk Nineye gelince; ona bahçedeki mucizeyi anlattığımda sadece gülümsemekle yetindi ve " Hazır olduğunda, bunun nasıl olabildiğini sana göstereceğim" dedi

* Devam Edecek*




Wednesday, February 18, 2015

New Header of My Blog - It is Snowing / Karlar Eşliğinde Blogun Yeni Başlığı





The Muse's taken from Christmas Angel chart of Nikyscreation,
 the Needlewoman with two needles's taken from the Mary's Sampler of With Thy of Needle and Threads! 

Kendim için ilk kez fantazi yapmak istedim. 
Ordan burdan toplama bir işleme oldu bu. 
İlham perisi Niky' nin Kreasyonundan, iğneli kadın da With Thy of Needle and Threads -Mary' nin Samplerinden alıntı.

 Bakalım ne diyeceksiniz....





♫ It is Snowing in Istanbul , İstanbul' a Kar yağıyooor - Tipi tipi♫

Snowing is not an ordinary event for Istanbul! Averagely, snow falls 2-3 times in January and February in every years, but, last year we faced a terrible water shortage because there was no snow even no rain at all!

Yesterday / Dün

video

It's started with a sudden blizzard  !
 (In the video, Nursun's saying hello to you)
Videoda Nursun var.



Just after two hours / Kar yağmaya başladıktan 2 saat sonra / Göztepe
*-*

Today in the Morning




In front of our house / Sabah evimizin önü



Our street / Bizim Cadde


video


Today, (around 5 pm.) from our garden 
Öğleden Sonra 5 / Arka Bahçemiz








As per weather forecasting of this week, snow is going to continue until Friday! Hooray ♥♥♥



Kar, dokunduğu her yeri periler diyarına döndürdüğü için; kendisi zaten ayrı bir masal yazıyor cadde ve sokaklarda. Itır, "Nurdan abla, senin karların bugün benden rol çalar; beni sonraki yayına bırak" dedi. 

Çok nadiren bu şiddette kar yağan şehrin, sevinçli sakinlerinden biri olarak; bu yayını hikayesiz bitirsem bana kızmazsınız değil mi?

Kızmayın, kızmayın, hadi çıkıp kartopu oynayalım :))))

Freebie of this post / Bu yayının şablonu




Tuesday, February 10, 2015

Berlin Wool Works, Daniela's Sampler, New Designs / Berlin Yün işleri, Daniela' nın Örnekleme Tablosu ve Hikaye Devam Eder


This Berlin work was completed back in the last year! For further detail
It's turned out a  cushion!

Eski bir Berlin şablonundan işlediğim bu gülleri geçen sene bitirmiş kenara koymuştum.


I've set a vintage corner with it!
Eski sandığın üstündeki Vintage köşesine yerleşti çoktan.

♥♥♥

This silver frame was left as an inert object since a long time ,
(it is from sixties! )
  I've stitched a very old miniature chart for framing with it! 
I think, they are suited each other!

60 lardan kalan ve küçük olduğu için atıl duran gümüş bir çerçeve vardı hanidir gözüme takılan. Can sıkıntısıyla başlayıp bir gecede işlediğim eski bir Berlin minyatür çelengi içine yerleştirdim. Çerçeve ataletten kurtuldu, gün yüzüne çıktı; bu küçük iş de bir anlam kazandı. 

Kanaviçe ve gümüş bir arada hiç kullanılmıyor ama ben ne hikmetse ikisini yakıştırıyorum.

Biliyorum, zaman zaman siz de farkına varıyorsunuz, garip bir biçimde ruhum 19. yy da takılı kalmış gibi. Biri de çıkıp nedenini bulsa, rahatlayacağım sanırım.


♥♥♥
Daniela's Sampler / Daniela' ın Örnekleme Tablosu

Daniela Bencurova is a teacher from Jasenova, Slovakia! She is an avid cross stitcher/lover! We've met  each other on Pinterest and then we've become our blogs's follower since a while!

From the very first day, I 've been following her naive daily routine and stitching adventure with a big pleasure! Because her simplicity gives me a great inspiration !  

She lives in a very small but beautiful town, Jasenova!
As wikipedia says;  Jasenová is a village and municipality in Dolný Kubín District in the Zilina Region of northern Slovakia  It has population of 401 people! Its name comes from the Slovak word Jaseň, which is a kind of tree often found in the area. There is a church built in 1836 and an old elementary school from the 19th century. A hill named Choč (altitude 1611 m) can be seen from the village.





As a thank, I've designed a small sampler to her as her new year gift!


Guess, what did she do as a reply? She's stitched a Friendship Sampler on the based of  her gift"

Thank you so much Daniela ♥




  I truly believe in that; cross stitch can build many friendship bridges in between the people who have yet to met!  

♥♥♥

So my dear friends; above stitching news are from the last month's activities! There are more but I'll share them within the next post!

You'll find  two new designs below, one of them is giving as a bonus this time :))

Cheers,

 ♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥

Merhaba Sevgili Dostlar,

İstanbul'a kar yağar; yüzümde güller açar misali; kendimi de tembellikten uzaklaştırmak amaçlı şüphesiz; biten işler, haberler ve desenlerle geldim, buradayım. Umarım herkesin keyfi yerindedir.

Bu yayını yaparken iki amacım var. İlki, Slovakya' dan Daniela' yı size biraz tanıtmak, ikincisi de hikayeyi devam ettirip, kısa zamanda sonuçlandırmak.

Daniela'yı tanımam (sanal olarak) beni Pinterest' te izlemeye almasıyla  mümkün oldu. Akabinde bloglarımızı takibe aldık.

 Slovakya' nın kuzeyinde, 401 nüfuslu (Wikipedia bilgisi) küçük bir kasaba olan Jasenova'da yaşıyor. 4 çocuk annesi ve lise öğretmeni. Çocukların ikisi de ikiz, bizim gibi... Jasenova' dan meşhur bir yazar da çıkmış  adı Martin Kukucin. Biz sadece Milan Kundera' yı tanıyoruz Türk okurlar olarak, bu yazarın eserleri hakkında bilgim yok ama kasabanın en meşhur şahsiyeti olarak biliniyor! Onun doğduğu ve büyüdüğü ev, aynı zamanda Daniela' nın kocası Milan' ın da doğduğu ev.

Daniela'ya dönersek, her gün, hasta da olsa bıkmadan- usanmadan  blog yayını yapıyor ve kanaviçeleri ile günlük hayatını paylaşıyor.

Yazdıklarından tek kelime anlamasam da samimiyeti kablolardan insana hemen sirayet ediyor zaten.
Google tercüme ile anlaşıyoruz neticede....

Çocukların hepsi evden ayrıldığı için boş zaman bulduğunu yazmıştı bir kere. Onların gidişinden sonra kanaviçeye başlamış ama inanılmaz bir tutkuyla bağlanmış.

Uzatmayayım; geçenlerde, bana hiç de yabancı olmayan  kanaviçe tutkusunu nedeniyle, ona bir sürpriz yapmak istedim. Nursun' la bir kanaviçe paketi hazırladık ve yeni yıl hediyesi olarak gönderdik. Tam da 31 Aralık günü eline ulaşmış. Ardından da, ona özel bir aile samplerı  (örnekleme tablosu) tasarlayıp göndermiştim. 

Eline ulaşır ulaşmaz işlemeye başladı ve bir kaç güne bitirdi. Yukarıdaki fotograflarda samplere ilham veren unsurları görmüşsünüzdür zaten. 

Daniela, ona hazırladığım şablon üzerinden bana bir sürpriz yaptı akabinde. Yine bir iki gün içinde şablonun renkleri ve yazıları üzerinde oynayıp şahane bir " Dostluk Sampleri" haline getirdi ve yayınladı.

Birbirini hiç görmeden de anlayabilme imkanı veren bloglar ve ortak ilgi alanları; yaş, dil, aidiyet gibi engel olabilecek unsurların hepsini bertaraf etmeye, ülkeler ve insanlar arasında dostluk köprüleri kurmaya sebep olabiliyor gördüğünüz gibi. İşin en güzel tarafı da bu zaten....

Teşekkürler Daniela, bana bundan daha büyük bir hediye veremezdin ♥  

Evet , başka paylaşacaklarım da var ama bugünlük bu kadar yeter...

Soğuk ve kar var her yerde. Cebinizden mamayı, kapınızdan bir kap ılık suyu eksik etmeyin olur mu?

Sevgilerimle,


Freebies of this posts / Bu yayının şablonları!



  Richard Ramsey's (An American Painter) digital painting " It’s Over"

Amerikalı Ressam Richard Ramsey' in " Önüm, Arkam, Sağım Solum Sobe" olarak tercüme edebileceğim Dijital tablosundan adapte ettiğim son çalışmalarımdan biri.


"Happy Family" Sampler - "Mutlu Aile" Örnekleme Tablosu


Ve Hikaye Devam Eder....

Biz, Tüccar ve Simyacı Kara Hasan konuşmaya devam ede dursunlar; Itır ve babasının Pamuk Nine'yi ilk ziyaret ettikleri güne tekrar geri dönelim. 

Hikayeyi hatırlamak ya da yeniden okumak isteyenler için linkler;
II
III
IV

Herşey Aslına Geri Döner - V



Pamuk Nine gülümseyerek devam etti ‘Geldiğinizi duydum, ama yaşlılık artık eskisi kadar hızlı hareket edemiyorum. Onun için sizi kapıda karşılayamadım’. Üzerine giydiği pembeli mavili minik çiçeklerle süslü elbisesi ona çok yakışmıştı. Koşarak yanına yaklaştım ve vazoyu elinden alarak masaya götürdüm. Biraz evvel bizi esir alan kokular bu kır çiçeklerinden geliyorlardı. Pek çoğunu ilk kez gördüğüm bu çiçeklere ait herşeyi öğrenebileceğimi düşündüm. ‘Ne kadar şanslıyım’.

Babam Pamuk Nine’nin koluna girdi ve bizim için hazırlandığı belli olan masaya kadar götürdü.   Annemin yaptığı börekleri Pamuk Nine’ ye uzatarak ‘Çam sakızı çoban armağanı, bu börekleri karım yaptı, lütfen kabul buyurun’ dedi.

Pamuk Nine’ nin yüzü kocaman bir gülümsemeyle aydınlandı. ‘Sizin gelişiniz benim için hediyedir, neden zahmet ettiniz’. Bana dönerek ‘güzel kızım, kapıdan içeri girince soldaki ilk kapı mutfak kapısıdır, oradan bir tabak getiriver de börekleri yerleştirelim’ dedi. 

Bir koşu mutfağa gittim. Mutfak, sayısını saymanın neredeyse imkansız olduğu kavanozların içine yerleştirilmiş rengarenk reçeller, tohumlar ve henüz ne olduklarını bilemediğim rengarenk tozlarla doluydu. Merak içindeydim ama beklemem gerekiyordu. Bir tabak alıp verendaya döndüm. Babamla Pamuk Nine’ nin konuşmalarının bir bölümüne şahit olabildim.

-          Aslında biz Itır’ ın çevresine olan ilgisinin ve sevgisinin çok küçük yaşlarından beri ne kadar gelişmiş olduğunun farkındayız. Daha yürüyemiyorken bile annesi onu bahçeye bıraktığında oyuncaklarla değil hayvanlarla oynardı. Çoğu zaman beşiğinin yanında onunla uyuyan bir hayvan bulurduk. Bu, bir sincap yavrusu, tilki yavrusu, ördek yavrusu olabiliyordu. Hatta bir keresinde bir yılanla uyur bulduk onu. Başlangışta bu durum bizi çok korkuttu ama zamanla alıştık. Onun bu ilgisini en doğru yönlendirebilecek insanlardan biri olduğunuza karar verdik. Doğrusu sizinle ilgili çok az şey biliyoruz ama Itır için iyi bir öğretmen olacağınıza inanıyoruz. Sizin zamanınız el verdiğince ve iklim şartları çok zorlamadıkça sizin yanınızda olacak.

-          Bu kararı verdiğinize çok sevindim. Doğayla benim kadar uzun zaman haşır neşir olan bir insan, doğayı seven insanları da diğerlerinden kolaylıkla ayırabiliyor. Ben seçimimin doğru olduğunu biliyorum. Sahip olduğum bilgilerin doğru insana aktarılması için izin verdiğinizden dolayı size çok teşekkür ederim. Hadi şimdi çaylarımızı içelim ve bu güzel günü hep birlikte kutlayalım.

Pamuk Nine yavaşça yerinden doğruldu. Bastonuna yaslanarak eve yöneldi. Biraz sonra elinden dumanlar tüten bir çaydanlıkla geri dönmüştü. Hep beraber çaylarımızı içtik. Tıpkı kır çiçekleri gibi bu çayın da tadı, kokusu bu bugüne kadar içtiğimiz çayların hepsinden başkaydı. Kurabiyelerin de... ‘Bu evde her şey ne kadar değişik’  

Babam çaylarımızı içtikten sonra izin istedi. Bana dönüp ‘seni Pamuk Nine’ ye emanet ediyorum. Ben şimdi gidiyorum, akşam olmadan odun kestiğim yere gel, eve beraber dönelim’ dedi ve gitti.

Onun gidişinden sonra etrafıma merakla bakınmaya başlamıştım. Pamuk Nine gülerek ‘buradaki herşeyin sana değişik geldiğinin farkındayım. Aslında burada gördüklerin hemen her gün yanından geçip dikkat etmediğimiz bitkiler ve ağaçlardır. Ben sadece onları daha rahat büyüyebilecekleri yerlere diktim ve hakettikleri sevgiyi verdim. Onlar da bana, en güzel renk ve kokularını verdikleri çiçekleri açarak teşekkür ediyorlar. Bu senin öğrenmen gereken ilk kuraldır. Tabiat ona verilen sevgi kadar cevap verir. Sevgi verirsen güzellik, kötülük edersen felaket bulursun’. Dediğinde ilk dersimi aldığımı anlamıştım. Etrafıma daha da dikkatle bakmaya başladım.

Çevrene baktığında göreceksin. İnsanların bencillikleri ve hırsları onları doğadan uzaklaştırıyor. Sadece kendi emelleri için başka canlıların haklarına da el uzatmakta bir beis görmüyorlar. Bu nedenle sel baskınları, yangınlar, kuraklık ve açlık kaçınılmaz oluyor.

İnsanlar, düşünme yetenekleri ve idrakleri ile dünyadaki tüm canlılardan daha üstündür. Bu nedenle de dünyada değişiklik yapma yeteneği olan yegane canlıdırlar. Bu aynı zamanda çok büyük bir sorumluluk da bindirir üzerimize. Ancak,  bunun değerini ve manasını bilenlerin sayısı çok azdır. Bu yüzden hala çok bencilce hareket ediyorlar.’

Pamuk Nine’ nin ne demek istediğini tam manasıyla anlıyamıyordum ama çok önemli şeyler söylediğini hissediyordum. Derin derin iç çektim. Pamuk Nine bana baktı. ‘ Hadi bakalım şimdi o mutfaktaki kavanozlarda gördüğün tohumları ve kuru bitkilerin çoğunun yetiştiği bahçeyi göstereyim sana’ dedi. 

Yerinden doğruldu ve verendadan aşağı inerek evin arkasında kalan bahçeye yöneldik. Bahçeyi gördüğümde gözlerime inanamadım. Kırmızı, pembe, mor, mavi, sarı ve turuncunun bütün tonları, yeşilin açıklı koyulu fonunda pırıl pırıl parlıyorlardı. ‘Burası sihirli olmalı’ dedim şakınlık ve hayranlık dolu bir ses tonuyla. Pamuk Nine gülerek ‘ gönülden, emek vererek  yapılan her iş neticesini eninde sonunda bu şekilde verir. Yılmadan sabırla yapmak gerek her şeyi. Bu bahçeyi, yıllarca emek vererek bu hale getirdim. Geldiğim bu yaşta kani oldum ki  mucizeler emek ve sabırda saklılar. Eğer yaşam mucizesinin farkına varabilirsen, sana bağlı diğer yaşamları da kendi yaşamınla birlikte korumak için mümkün olan herşeyi yaparsın. Bu bahçenin canlıları birbirleri için ne kadar gerekli olduklarını bilir ve birlikte olmaktan duydukları mutluluğu böyle ifade ederler’ dedi.

Bahçenin güzelliği, renkler, kuşların cıvıltıları hiç uyanmak istemediğim bir rüya gibiydi. İçim ılık ılık bir sevinçle doldu.

O gün, akşamın nasıl olduğunu anlamadım. Ta ki Pamuk Nine ‘bugünlük bu kadar artık gitme vaktin geldi’ diyene kadar... Pamuk Ninenin yanaklarını öptüm. Sevinçle geldiğimiz yoldan koşa koşa babamın yanına gittim.  Eve dönüş yolu da çarçabuk geçiverdi. Sevinç ve heyacenla aklıma gelen herşeyi babama anlatıyordum. Eve vardığımızda, merakla bekliyor olmalılar ki annem ve kardeşim bizi kapıda karşıladılar.Arabayı bahçeye soktuğunda odunların boşaltmasına hepimiz yardımcı olduk. Annem bir yandan, " Ne oldu bugün anlatsanıza" diye bizi sıkıştırıyordu. Babam işini bitirip çardağın altına oturup beni yanına çağırdı. ‘Hadi bakalım bugün ne gördün, ne yaptın anlat bakalım. Bak herkes merakla seni bekliyor’ dedi.

Çaylar içilirken o gün olanları, gördüklerimi, söylenenleri aklımda kaldığı kadarıyla anlattım.
Annem;
-          Hiç de insanların anlattığı gibi bir kadın değil galiba. Dünyası ona yetiyor olmalı ki insanlarla ilişkiye girmiyor. Oysa onun hakkında neler neler söyleniyordu. Yok huysuzmuş, yok ormanda büyüyle uğraşıyormuş. Tanımadıklarımız hakkında ne kadar kolay ön yargıya varıyoruz. Bu ön yargılar bizi nasıl da yanlış yönlendiriyor

Babam;
-          Öyle aslında. Doğrusu ya oraya giderken ayaklarım geri geri gidiyordu. Öyle bir yerde yalnız yaşayan bir kadın insana hiç de hoş olmayan şeyler hissettiriyor. Ama yaşadığı yei gördükten sonra "dünyanın en mutlu insanı belki de o "diye düşünmeye başladım. Bu, kızımız için çok iyi oldu dedi.  Sonra da "Hadi acıktım. Bir şeyler hazırlayın da yiyelim.

Nedendir bilmiyorum herkesin yüzünde aynı ifade vardı. Sanki ılık bir rüzgar hafifce esmiş geçmişçesine bir ferahlık ifadesiydi bu. Hepimizin, henüz görülmeyen bir ışığa bakıyor gibiydi gözleri...

Akşam yemeği neşe içinde geçti. Kardeşim ‘bende gelmek istiyorum beni de götür ‘ diye mızıldanıyordu. Eğer Pamuk Nine izin verirse bir gün götürürüm’ dedim.          

O akşam, yaşadığım müthiş günün olayların heyacanından yorulmuş olmalıyım erken yattım. Evimizin huzurlu atmosferi, annemin asude sesi, küçük mırıltılar adeta bir ninni gibi gelmişti bana. Çabucak uyuyuverdim. O gece çok renkli rüyalar eşlik etti bu derin uykuya. Bulutlara binerek dünyanın öbür ucuna gittim. Renkli kuşların, binbir çiçeğin açtığı bir bahçede dolaştım. Uzakta çok büyük bir ağaç vardı. Meyveleri altından yapılmış gibi parıldıyordu. En üst dalındaki meyvenin ışıkları bütün dünyayı aydınlatırcasına pırıl pırıl parlıyordu.

Henüz güneş doğmamıştı gözlerimi açtığımda. Bir an rüyayla gerçek arasında bir yere takılmışım gibi bir his duydum. Sanki bedenimden ayrı başka bir yerlerden geri dönüyormuşum gibi hissettim kendimi. Bahçedeki çiçeklerin kokuları hala burnumdaydı. Bir an veya bir saniye, zaman hissim yitmişti. Nerede olduğumu anlamam biraz zaman almıştı ama çok mutlu olduğum bir yerden ayrılmışım gibi buruk bir hisle kendime gelmiştim. Etrafımı algıladığımda duyduğum güzel kokuların bir kısmının ninemin pişirdiği güzel ekmekten geldiğini anladım. Yeni pişmiş ve ağızda dağılan ekmeği çiğneyeceğimi düşünmek bile yataktan kalkmam için yeterli güçtü. Tan yerindeki ince kırmızılık güneşin bir kaç dakika içinde dünyayı selamlayacağını gösteriyordu.

‘Herkese günaydın’ diye bağırıp çaydanlığı kaptığım gibi çeşmeye koştum. Gitmek için içimde inanılmaz bir sabırsızlık vardı. Çok güzel bir bahar sabahını başlıyordu. ‘Sana da günaydın güneş’

Kahvaltımızı yaptık. Annem her zamankinden biraz daha erken kalkmış,  babama öğle yemeğini de hazırlamıştı. Yemeklerimizi de alıp yola koyulduk. Ormana vardığımızıdababam daha baltasını hazırlamaya başlamadan, ben şelaleye doğru yola koyulmuştum bile...

O gün ve ondan sonraki günler kanat takıp uçmaya başlamıştı. Hep bir önceki günden daha çabuk geçen günler... Pamuk Nine ne kadar çok şey biliyordu öyle!  Ağaçların otların Latince adları, ne işe yaradıkları, nerede ve hangi hastalıklara iyi geleceği, hastalıkları iyi edecek karışımlar ve daha neler neler. Bunları nasıl aklımda tutabilirdim ki? Ben küçük bir çocuktum...

Umutsuzluğa kapıldığım durumlarda Pamuk Nine beni anlar ve ara verirdi. Bu kaçamak ders aralarında,  başından geçen ilginç olayları anlatır, komik şeyler söylerdi.   Ormanda dost olmadığım hemen hiç bir hayvan yok gibiydi ama Pamuk Nine’ nin tüm canlılarla olan dostluğunu görünce ‘ben de onun gibi olabilecek miyim?’  sorusunu sormaktan alamıyordum kendimi.


"Devam Edecek"