Thursday, December 18, 2014

« Boules de neige »Snow Globe / Etamin Kar Küresi










Snow Globe 
« Boules de neige » à broder au point de croix
"Les Brodeuses Parisiennes"

/"Les Brodeuses Parisiennes"den Mutfak Havlusu Kar Küreleri Serisi


Snow globes are always among the most favorite things for me!
Perhaps for this reason; I immediately wanted to stitch them just at the first sight!
Due to the time problem, I needed to pick one of them and that is the stitching result!

I think you like it as much as I like!

♥Happy stitching♥

*-*

Kar küreleri, hangi yaşta olursam olayım; hep en sevdiğim objeler arasında olacak. Çocukluğumdan beri bu böyle. Gerçi, o zamanlar bizim kar küreleri plastikti ve atraksiyonlu değildi ama kar yağdırıyordu ya, yeterliydi!

"Les Brodeuses Parisiennes' in dörtlü kar kürelerini gördüğümde gerçekten bayıldım. Çok da kıskandım desenleyen elleri - itiraf ediyorum :))İçlerinden en sevdiğimi seçtim ve yaptım.

Bana kalsa kumaştan çıkarıp oynayasım var. O kadar severek yaptım, anlayın işte....

Umarım siz de benim kadar seversiniz .

Hikayeyi bugün biraz uzun tuttuyorum dolayısıyla da yazıyı kısa...

♥Sevgilerimle♥ 



" Herşey Aslına Geri Döner - Devam "


Yaşadığı tüm acı dolu günlerin hatıralarını ve acılarını geride bırakıp yollara düşen gencin yolu nihayet şimdi yaşadığı kasabaya düşmüş, havasını çok beğendiği ve artık yola devam etmek istemediği için buraya yerleşmeye karar vermişti. 


Artık delikanlılığın tüm özelliklerini üzerinde taşıyan genç bir adamdı ve çok parası vardı. Yerleşmeye karar verdikten sonra uzun br zamandır yaşamakta olduğu büyük evi yaptımış, akabinde büyük bir kuyumcu dükkanı açarak parasına para katmaya başlamıştı. 

Kısa zamanda sahip olduğu servetin büyüklüğü ile hedefleri de büyümüştü ve artık sadece kuyumculuk yapmak ona yetmez hale gelmişti. İçinde bastıramadığı hırsı ve yüreğindeki taşlaşma daha da artmıştı. Hep birşeyler eksikmiş gibi hisseden genç adam, hedeflerine ulaşmak için gözünü budaktan sakınmıyordu. Karar vermişti bir kere; bulunduğu bölgedeki tüm insanları kendisine bağımlı hale getirecekti. Böylece bir daha frenleyemeyeceği bir hırsla civardaki bütün iş yerlerini bir bir eline geçirmeye başlamış, daha önce işin sahibi olan insanları yanında çalışmaya zorlamıştı. Çalışmak istemeyenler de kısa süre içinde, üzerlerinde hissettikleri maddi - manevi baskılar ve uğradıkları zararlar nedeniyle kaderlerine razı olmaya başlamışlardı.

Zengindi, yüzündeki o derin yara izlerine rağmen yakışıklı sayılırdı. Ama o, kadınlardan nefret ediyor, kendisine teklif edilen bütün kadınları bir kusur bularak reddediyordu. Evde bir kadın ve çocuk sesi dünyada tahammül edemeyeceği tek şeydi...

*-*

Adam kısa süre için daldığı geçmişin gölgelerinden silkinerek gerçek dünyaya döndüğünde bir zamandır yatağın kenarında oturduğunu farketti. Neyse artık geçmiş çok gerilerde kalmıştı ve şimdi başka sorunlar vardı!

Çok uzun yıllardan, sonra ilk kez kendisinden izinsiz, iki kadının pazardaki meyve ve sebze satışlarıyla çok para kazanıyor olması, insanlar üzerindeki otoritesini sarsacak hale gelmişti. Hem en iyi müşterilerini kapmışlar hem de insanlara kendi başlarına iş yapmaları için cesaret vermeye başlamışlardı. Yıllardır bu civarda kesin olan hakimiyetine vurulan bir darbeydi bu. Can sıkıntısı ağzındaki acı hissini daha da arttırmıştı.

Artık 50’ li yaşlarını sürüyordu ama daha genç görünüyordu. Son zamanlarda fazla yemek içmekten biraz göbeği çıkmıştı ama olsundu. O kadar parası vardı. Elbette bunu gösterecekti. Altın sırmalarla işlenmiş desenleri son derece gözalıcı olan röpdeşambrını giyip, oturduğu yerin yanındaki vişne çürüğü kadife kordona uzandı.

Yatağı maun ağacındandı. Kordonla aynı renkteki kadife perdelere tüller eşlik ediyor, altın işlemeli yatak örtüsüyle, bir tüccardan çok bir kralın yatağını andırıyordu. Oda hem çok büyüktü hem de az eşyayla döşenmişti. Mevcut olan eşyalar, dünyanın dört bir yanından getirtilmişti. Her biri en değerli ve nadir bulunan ağaçlardan yapılmış ahşap mobilyalara, büyük bir şömine ve büyük altın şamdanlar eşlik ediyorlardı. Şöminenin önünde çok ender bulunan beyaz bir kaplan postu serilmişti. Onu bir Asya seyahati sırasında, yasak olduğu belirtilmesine rağmen düzenlediği bir av sırasında öldürmüş, postunu da, ülke yetkililerine büyük miktarda rüşvet ödeyerek evine getirmişti. ‘Herşeyin bir bedeli var’ diye düşündü odada göz gezdirirken.

Sonra bakışları yatağın hemen önünde yatmış olan büyük köpeğe ilişti. Vahşi; gerçekten de adı gibi Vahşi'ydi... Kime, ne zaman saldıracağı belli olmayan ve tüccardan başka hiç kimseden korkmayan köpeği... Onu daha üç  haftalıkken almış ve insanlardan uzak karanlık bir odada büyütmüştü. Kendisinden başka hiç kimseye alışmaması için yemekleri sadece kendisi vermişti. İhtiyaçlarını görmesi için dışarıya çıkartan seyisten başka hiç kimseyi yanına yaklaştırmazdı. 

Geçmişinde olmayan asalet ve ünvanları kendi kendine aldığında; soyluluğunu pekiştirecek son şeyin bir köpek sahibi olması gerektiğini düşündüğü için almıştı onu aslında ve onu hiçbir zaman sevmemişti. Ama işine yarıyordu doğrusu. Kapısına gelip kendisinden para istiyenleri ve borçlarını ödeyemeyenleri korkutmak için dişlerini göstermesi yetiyordu. Bir defasında bir borçlusu para vermek istememişti de onu öyle bir ısırmıştı ki zorla ayırdıklarında bacağının bir parçasını ağzında buldular. Borçlu acı içinde kıvranırken doktora zor yetiştirmişlerdi. Vahşi rengi gibi yüreği de kara ve tam tüccara yakışan bir köpekti.

Kordona uzanıp zili çalmasının üzerinden ancak bir kaç saniye geçmiş olmalıydı. Kapı çalındı. Yaşlı bir kadın üzerinde mükellef bir kahvaltı bulunan büyük bir tepsiyle, ayaklarını sürüyerek içeriye girdi.

Tüccar  ‘ Niye bu kadar geç kaldın, beni aç mı bırakmak istiyorsun?’ diye gürledi

Evin tek hizmetçisi, her sabahki gibi hazırladığı ve her an istenir diye sıcak tutmaya çalıştığı kahvaltı tepsisini vaktinde getirmişti aslında. Ama ne yaparsa yapsın evin beyinin ona bağıracağını bilirdi. Ekmeğin biraz sıcak ya da soğuk olması, yumurtanın istediğinden daha az yada çok pişmiş olması, hiç bir şey bulamazsa tepsinin düzenini beğenmemesi bağırmak için birer bahaneydi zaten.

Kadın bu hallere çok alışmıştı.  Tüccar ya başkasına kızmış hırsını ondan alıyordu  veya ters tarafından kalkmıştı. Bu yaşta çekilir şey değildi doğrusu.   Hayatından bıktığı çok olurdu ama evin müştemelatında kıpırdamadan yatan felçli kocasının ona duyduğu ihtiyaç, bu eziyete katlanmasının tek sebebiydi.

Tek çocuklarını, 1,5 yaşındayken hiçbir doktorun teşhis koyamadığı bir hastalıktan dolayı kaybetmişlerdi. Gerçekten de felaket asla yanlız gelmiyordu. Çocuğun toprağa defnedildiği gün kocası felç geçirmişti. Yıllardır yataktan çıkamaz, konuşamaz bir biçimde bakıma muhtaç hayatını sürdürüyordu.

Bu felaketler başına gelmeden rahat bir ömür sürmüş olan kadın bir anda yanlız ve çaresiz kalıvermişti. Ne yapacağını kara kara düşünürken tüccar kasabaya yerleşmeye karar vermiş, kadını da neredeyse boğaz tokluğuna yanına hizmetçi olarak almıştı. O işe girene kadar günlerce aç kalan kadın, başını sokacak bir kulübe ve sert bir yatak karşılığında saatlerce çalışmaya razı olmuştu.  . Yıllar ağır şartlar altında çok zorlu geçmişti. Vaktinden önce yaşlanan ve ölümü hasretle bekleyen yaşlı bir beden kalmıştı o bir zamanların şen şakrak ve hayat dolu kadından geriye.

*-*

Tüccar, önüne konan tepsiye ilk kez dikkat etmemişti. Yumurtanın az pişmiş olmasına da ses çıkarmadı ilk kez. Kafası hala çok meşguldu. Onu başarıya ulaştıran özelliği yine devreye girmişti. Çocukluğundan bu yana bir konuya gerçekten konsantre olursa eğer, o konu çözülene kadar her olasılığı düşünür ve mutlaka uygun bir çözüm bulurdu.

Bir taraftan kahvaltısı ediyor bir yandan da ona rakip olmaya cesaret eden iki kadını düşünüyordu. Kimdi bunlar? Nasıl olurda ona rakip olmaya, işlerine engel olmaya kalkarlardı?


Kahvaltısını çabucak bitirdi. Ne yerse yesin aslında ağzının acılığı gitmiyordu.Bıkkınlık dolu bir ifadeyle tepsiyi kadına doğru iteleyip ‘ Topla bunları ‘ dedi. Adamın yüzündeki bu ifade kadına çok aşinaydı. Böyle zamanlarda işini çabuk bitirmeye ve gözönünden kaybolmaya azami dikkat gösterirdi. Çarçabuk tepsiyi alıp, dışarıya çıktığında derin bir oh çekti. ‘Bu hengameyi de atlattık çok şükür’ diye düşündü. 

Tüccar düşünceli adımlarla kısa bir süre odayı arşınladı. derken yüzünde ne yapacağını bilen bir adam ifadesi belirdi. Kısa sürede üstünü değiştirdi. O gün borç para için kapısında bekleyenleri de görmek istemedi. Hergün kapıya gelen bu insanların yüzlerini görmekten nefret ediyordu. Her biri bir hikaye anlatıyordu. Çoğunun aldığı parayı ödeyemeyeceğini biliyordu. O da haklı olarak ellerindekileri borçlarına karşı alıyordu işte. Sonra ağlayan kadınlar ve annelerinin eteğine yapışmış çocuklar. Hiçbiri görmek istemiyordu aslında. Hele çocukları. ‘Bakamayacaksınız niye yaptınız bu çocukları ?’

Köpeği Vahşi, onun farkına bile varmayan bu adamdan sevgi dilenmemeyi çoktan öğrenmişti. Sabah ihtiyacını ancak tüccar çıkınca görebileceği de acı bir çekilde öğretilmişti ona. Sessizce adamın giyinip kapıyı açmasını bekledi ve onunla birlikte iri cüssesinden beklenmeyecek bir çeviklikle odadan çıktı. Bahçede ihtiyacını gördü. Sonra başını dikleştirip hayli uzaklaşmış olan Tüccar’ ın arkasından seyirtti.

Tüccar’ ın evi kasabanın en görkemli yapısıydı.  Bronz giriş kapısı ve arkasında devasa bir bahçe karşılıyordu ziyaretçileri. Giriş kapısından kuğu heykelleriyle süslü mermer bir havuza giden yola sapılır, havuzu geçtikten sonra mermer merdivenlerden evin ana giriş kapısına varılırdı. Büyük bronz bir aslan başının ağzındaki bronz tokmak, abanoz ağacından yapılan, oymalarla süslü kapıda tok sesler çıkarırdı. Evin yaşlı hizmetçisi nerede olursa olsun duyardı bu sesi.  Ana kapıya çıkan merdivenler mermer holün taşları de en pahalı granitten döşenmişti. Akustik bir yapı olduğundan, ökçe sesleri olduğunan daha yüksek çıkar; evin ihtişamına ihtişam katardı. 

Tüccar aceleci ama vakur adımlarla pazara yöneldi. Sabahın bu erken saatlerinde sebzenin ve meyvenin en tazesini bulmak mümkündü.  Üstelik bu iki kadın erken gelip çok kısa zamanda mallarını sattıkları için onları ve mallarını görmeye az zaman vardı önünde.

Pazara girdi. Onu tanıyanlar bir problem olduğunu bakar bakmaz anlamışlardı. Geçtiği yerden sessizce kenara çekilmeyi tercih ettiler. Başka da şansları yoktu ki... Arkadan yürüyen köpek o kalabalığı görünce dişlerini gösterip hırlamaya başlamıştı bile.

İki kadının satış yaptığı tezgaha yaklaştığında, onların yeni gelmiş olduklarını gördü. Beraberlerinde getirdikleri malları tezgaha yayıyorlardı ama şimdiden önlerinde bir kuyruk oluşmuştu. Tezgahın önündeki kuyruğu görünce yüzü karardı, kaşları çatıldı. Hele valiliğin mübayaacısının onu görüp de sinsice gülmeye başladığını görünce kanın tepesine çıktığını hissetti. Bunca yıllık ününün, böyle ne olduğu belli olmayan iki köylü kadını tarafından zedelenmesine izin vermeyecekti.

Onun tezgaha yaklaştığını görenler, sessizce kenara çekildiler. Kadınlar tezgahın önündeki sessizlikten ters bir şey olduğunu sezmişler, işlerini bırakmış karşıdan gelen adama bakıyorlardı. Genç olanı tüccarı tanıdı. Kocası onun mutfak masası ve sandalyelerini yapmış, değil emeğinin karşılığını almak adeta evden kovulmuştu. Parasını uzun süre alamamıştı. Aldığında da eksik almış, bir daha onun siparişini kabul etmeyeceğine yemin etmişti.

Tüccar tezgaha yaklaştı. Tezgahtakilerin, bu güne kadar bu iklim şartlarında yetişmesine alışık olmadığı türden olduklarını gördü. Kafası karıştı. Yoksa bunlar gizlice ticaret mi yapıyorlardı? Eğer öyleyse durum düşündüğünden daha vahimdi. ‘Bunlar burada yetişmiyorsa daha henüz dalından kopartılmış gibi taze olmalarına imkan yok’  diye düşündü. Ama bu şartlarda yetişmeyi üstelik bu kadar olgun olmalarını nasıl sağlamış olabilirler di? Bu işte bir bit yeniği olmalıydı.

Her zaman emretmeye alışmış mütehakkim ses tonuyla, buyururcasına;

-          Bu sebzeler ve meyveler nereden geliyor? diye sordu.

Kadınlardan genç olanı başını dikleştirip, derin bir nefes aldı ve,

-          Bahçemizde biz yetiştiriyoruz.
-          Bu iklimde bunların yetişmesi mümkün değil, nasıl yetiştirebildiniz bunları?
-          Köyümüzün iklimi bunların yetişmesine imkan veriyor,

Kadın bir taraftan Tüccar’ la konuşuyor, bir taraftan içinden adamın bir an önce gitmesini diliyordu. Sezgileri onu yanıltmazdı. Bela geliyordu ve belanın adı Tüccardı.

Aldığı yanıtlar Tüccar’ ı tatmin etmek bir yana merakını daha da kamçılamıştı. ‘Bu işin esas yüzünü mutlaka öğreneceğim’ diye düşündü.

-          Ver bakalım her birinden birkaç adet.....

Kadın bu kadarla kurtulduğuna adeta inanmaz bir ifadeyle bir kese kağıdına ne varsa çarçabucak doldurdu ve Tüccar’ a uzattı. Onun ardında köpeğiyle uzaklaştığını görmek bile içini rahatlatmamıştı.

-          Anne, bu adamın buraya gelmesi pek hayra alamet değil. İşimizi bitirip bir an önce gidelim.

İhtiyar kadında aynı sıkıntıları hissediyordu. Başını salladı. Sıkıntılı bir hava ani bir fırtına gibi yüreklerinden geçmişti. Tezgahın kalabalığının ve pazarın gürültüsünü duymadan işlerini yapmaya çalıştılar. Tek istedikleri evlerinin güvenli ortamına bir an önce kavuşmaktı.

*-*

Tüccar pazardan çıkışta istikametini kasabanın tekin olmayan evine çevirdi. Bütün önemli işlerini danıştığı, bazen gelecekten haberler veya hasımlarının mahfı veya kayba uğraması için yardım aldığı ‘’Kara Hasan’’ın eviydi gittiği.

Kara Hasan, kasabaya Tüccarla aynı zamanlarda gelmiş ve yerleşmiş; 60’ li yaşlarını süren zayıf, gözlerinin altı her zaman mor halkalarla çevrilmiş, sol yanağında üzeri iri siyah tüylerle dolu bir et beni olan, iri kulaklı, patlak gözlü uzun boylu bir insandı. O yaşına rağmen saçlarında hala çok az beyaz vardı. Yüzü asla gülmez, genelde başı eğik olduğu için kaşlarını kaldırarak bakardı. Bu bakışı ona, koyu renkli göz  halkalarıyla beraber oldukça korkutucu bir hava kazandırmıştı. 

Evin dışına çok az çıkar; kimseyle konuşmaz, insanlar da ondan çekinirlerdi. Kinlendiği ya da uğraştığı herhangi birinin bir daha iflah olduğu görülmemişti çünkü. 

Bu adamın evine aleni girip çıkabilen sadece Tüccardı. İstediği saatte ziyaretine gidebildiği için Kara Hasan’ ın evi onun iş yerinden sonra en çok bulunduğu yer olmuştu. Böyle olması işine de geliyordu aslında. İki korkunç güç insanları gerçekten uzak tutuyordu ki bu onun en çok istediği şeydi.  

Tüccar bildik adımlarla eve yaklaşırken, eve ilk yaklaşan insanın duyacağı korku hissine kapılmadı bile. Etrafın kasabanın her hangi bir köşesinden aniden farklılaşan görüntüsüne yerliler çoktan alışmışlardı. Kara Hasan’ nın yerleşmesinden önce kasabanın diğer evlerinden pek farkı olmayan bu yer, Kara Hasan’ ın gelişinden sonra adeta yeni sakininin karekterine bürünmüştü. Önce evin dış boyaları döküldü. Ahşap kısım garip bir bileşimle kaplanmışçasına karardı ve dıştan vuran bütün renkleri soğuran bir havaya büründü. Bu kara renk herşeye öyle bir sirayet etmişti ki, evin bahçesinde bulunan ağaçlar bile bu rengi yansıtıyorlardı. Havada ağır bir koku hissedilmeye de başladıktan sonra,kimse eve yaklaşmaya cesaret edemez olmuştu.

Bu iki adamı bu evde buluşturan  Kara Hasan' ın alşimi bilgileriydi. Ona el veren hocası, ‘öğrendiğin çok kadim bilgilerdir. Bu bilgiler; onlardan kötü amaçları ve hırsları için istifade etmek isteyen insanların sonunu hazırladı, dikkat et fazla hırsa kapılma  yoksa senin de sonunu hazırlar’ demişti. Kimin umurunda... Ne istediğini biliyordu. Onun peşinde uzun zaman dolaştıktan sonra aradığının bu kasabada olduğunu bildiği gün yerleşmişti.  

Hedefini yanlız tüccara açmıştı. Yani bilmesi gerektiği kadarını... Kara Hasan herşeyi altına çevirecekti. Tüccar da bunları paraya... Birlikte dünyanın efendisi olacaklardı. Oysa tüccar sadece araçtı. Onu sırra ulaştırana kadar onun nüfuzundan faydalanacağını biliyordu. Bir gün mutlaka diyordu. Bir gün mutlaka...

Tüccara kapıyı evin her hizmetine bakan orta yaşlı bir adam açtı ve onun geçmesi için geriledi. Ardından hemen kapıyı kapadı ve az ilerdeki kapının ardından kaboldu. Evin holünde yanlız kalan tüccar, adamın tamamen uzaklaştığına kani olduktan sonra  giriş kapısının yanında sarkan zinciri çekti.  Çeker ekmez, bir metra kadar önünde holün zemini üzerindeki bir parça kendiliğinden kenara doğru kaymaya başlamıştı. Kısa zamanda kayan zeminin altından aşağıya doğru inen ve çok hafif bir ışıkla aydınlanmış bir merdiveni çıkmıştı. Tüccar dikkatlice merdivene adım attı ve yavaşça aşağıya doğru inmeye başladı.

Bu iniş hafif nemli ve garip bir kokuyla kaplı olan dehlize gelince sona erdi. Merdivenlere loş bir aydınlık veren ışık buradan süzülüyordu. Aralıklarla dizilmiş olan soluk lambalar göz önünü görecek kadar ışık sağlıyordu.  Buraya hiç alışamayacağım’ diye düşündü dikkatlice adım atarken. Bir kaç metrelik dehlizin sonuna vardığında, tamamen ışıklandırılmış, çeşitli kimyasalların bir araya gelmesiyle oluşmuş burnu yakacak kadar keskin bir kokuya sahip havayla dolu odaya ulaşmıştı.

Kara Hasan, siyah bir cübbe giymiş elinde deney tüpleri ile bazı karışımları hazırlıyordu. Tüccar, birazda rahatlamış adımlarla Kara Hasan’ a doğru ilerleyip onun yoğunlaşmış dikkatini dağıtacak düzeyde bir ses tonuyla;

-          Merhaba, ben geldim.
-          Hıı, hoş geldin.
-          Hala uğraşıyorsun, bir sonuç alamadın mı ?
-          Biliyorsun ki sonuç almak kolay olsaydı, formüle çoktan ulaşılırdı...
-          Biliyorum, biliyorum...

Tüccar, Kara Hasan’ a doğru yaklaştı, elindeki altın renkli sıvıya bakıp,

-          Görüyorum sonuç almaya çok yakınlaşmışsın, belki de doğru formülü oluşturabildin....
-          Bu renk sıvıya ulaşıyorum ama katı hale geçiremiyorum. Zaten bir süre sonra renk bozuluyor ve geriye kırmızı renkli bir sıvı kalıyor.
-          Neyse canım nasıl olsa bir gün olacak....

Kara Hasan biraz da gereksiz gibi görünen bu konuşmadan sıkılmış, konuğun bir an önce gitmesini isteyen bir tavırla sordu.

-     Sahi seni bu saatte buraya getiren nedir? Biliyorsun ki gündüz çalışırken rahatsız edilmekte hoşlanmam.
-   Bugünlerde kasabada hoşuma gitmeyen şeyler olmaya başladı. Senden yardım istemeye geldim.
-      Ne gibi?  Diye sormuştu Kara Hasan, başını yaptığı işten hiç kaldırmadan.

Tüccar elinde tuttuğu meyve ve sebzeleri Kara Hasan’ a doğru çalışma masasının üzerine adeta fırlattı. 

- "Bak bunlara" dedi. Bunlar, bizim buralarda yetişen meyve ve sebzeye benziyor mu?

Masanın üzerine bırakılan meyve ve sebze çeşitleri ve görünümleri, başını yaptığı işten kaldıran adamın gözlerinin fal taşı gibi açılmasına sebep olmuştu. İşte aradığı son ipucu önünde duruyordu.

"Nihayet" diye fısıldadı kendi kendine; nihayet son adıma geldim işte......

"Devam edecek"

58 comments:

  1. Nurdan! Великолепно!! Красиво, новогодне, ярко!! Буду шить обязательно. Переводила на русский - поняла, что шаров 4 и это парижские вышивальщицы - да? Хотелось бы прочитать и далее - интересно, но перевод дается только некоторых слов из целого абзаца. Не справляется переводчик .

    ReplyDelete
    Replies
    1. Людмила, спасибо за теплый комментарий! Я действительно так радa ♥

      Это снежный ком является одним из четырех снежки в "Les Brodeuses Parisiennes" Я добавлю свою ссылку на французском языке! Вы можете посмотреть на его деталях и объяснений! Надеюсь, это будет полезно!

      По строчки, это была такая радость, чтобы сшить! Таким образом, вы должны попробовать ♥

      Привет из Стамбула

      Nurdan


      http://www.lesbrodeusesparisiennes.com/fr/40-les-torchons

      Delete
    2. Nurdan! Спасибо. Вы очень щедрый человек - великая вам благодарность!! Перешла по ссылке и насмотрелась на всякую красоту. Л.

      Delete
    3. Людмила, спасибо за вашу дружбу навстречу мне ♥
      Я так радa найти такой хороший женщину, как вы, здесь, в этой платформы!

      Delete
  2. Hello Nurdan

    Your snow globe is beautiful x

    ReplyDelete
    Replies
    1. Thank you so much Sally ♥ I am happy that you like it :)
      Hugs

      Delete
  3. Lovely stitching, love the snow globe :)

    ReplyDelete
  4. Сказочно! Снежный шары - это всегда ожидание чуда!

    ReplyDelete
    Replies
    1. Спасибо вам большое за ваши прекрасные комментарии Екатерина!
      Я всегда верю в чудеса ♥

      Delete
  5. Kar kürelerini çok severim ! Kış işlemek en çok size yakışıyor Nurdan hanımcığım !

    ReplyDelete
    Replies
    1. Kar, kırmızı ve kardanadam triosunu quartete çevirdik yani :D Yaşasın... Ayrıca daha iyi olmalısınız ki blog gezmesine gelmişsiniz, hoşgelmişsiniz. "Yaşasınn"
      Bir kar ve kış çocuğu olarak; yazdıklarınızı iltifat hanemin en başına yerleştirdim efemm ♥ Çok teşekkür ederim, ayrıca tekrardan geçmiş olsun♥

      Sevgilerimle

      Delete
  6. nurdan hanım,kar küresi sahiden çok güzel,maymun iştahımı dizginliyorum şu ara,ama bir kitap gibi paylaşımlarınız,
    bu arada öyküyü okurken,senaryolaşır diye düşünerek okudum,umarım birileri haksız kazança dönüştürmez,merakla bekliyorum,meyvelerin düğümü nasıl çözeceğini:)
    sevgiler

    ReplyDelete
    Replies
    1. Kuzguna yavrusu güzel görünür derler; ben de etaminlerime o gözle bakıyorum. Ancak bu kar kürelerini - en çok da bunu,gerçekten ilk gördüğüm anda, ağzım açık bakmıştım. Şimdi onu kumaşa geçirmiş olmaktan dolayı çok mutluyum. Hatta kaldırmaya kıyamadım; gelip geçerken hala bakıyorum. Desenleyenin tam anlamıyla ellerine sağlık.

      Hikayeye gelince, bunları yazarken çok eğleniyorum, hafıza ve bilgi de tazeliyorum. Bana en büyük getirisi bu. Kitaplaştırmayı düşünürmüyüm elbette ancak bunlar çok amatörce günlük yazılar. O nedenle ben eğlenirken, bir yandan da eğlendirsin diye hedefledim.
      İşin öbür tarafı, ülkemiz telif konusunda hala çok sıkıntılı.

      Yine de bu niyeti taşıyanlara sizin vesilenizle sesleneyim. "Beyler, hanımlar; işlerim gereği hem burada hem yurtdışında avukatlarım var. Açık paylaşımdan ve bilgi alışverişinden yana hiç derdim olmaz ama intihal yapar ya da telif ile ilgili sorun yaratırsanız, sonucuna katlanırsınız"...

      :D Yavaş yavaş toparlayacağım; sizi çok merakta bırakmam sanırım :D


      Sevgilerimle,

      Delete
  7. Replies
    1. Thank you so much Sara ♥
      Merry Christmas to you too :)

      Delete
  8. Beautiful!!!!!!! I like the snow ball! :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. :)) Thank you so much Palko. I am happy to know that you like it :))

      Delete
  9. Wonderful snow globe. I love it.
    It'is your pattern?

    Greetings, Manuela

    ReplyDelete
    Replies
    1. No dear Manuela, it is not mine - it is a French design :) It is a wonderful design indeed!
      So happy to know that you like it as well!
      Greetings

      Delete
  10. My dear Nurdan, snowball love:-))
    As a little girl I had one:-))
    It was in her forest, skier and dog:-))
    Thank you, remember this:-))

    ReplyDelete
    Replies
    1. :) It seems, we all have beautiful memories with snow globes :) This post is being a recall for us!

      I am happy that you love this small stitching work too ♥

      Hugs

      Delete
  11. Replies
    1. Oh thank you Maria! Your comment made me so glad♥

      Delete
  12. This comment has been removed by the author.

    ReplyDelete
  13. sevgili nurdan,,,,galba icimizdeki o minik kiz cocugu bize bunlari yaptiriyor:) dogrumu?
    bayildim,,bu isleme tarzina bayiliyorum
    iyiki seni tanimisim...oyun bahcesine gelmis gibi hissettim kendimi,,,birden
    sevgiler,,,kolayliklar diliyorum islerinde

    ReplyDelete
    Replies
    1. :)) Kesinlikle, ah küçük kız çocukları.... :)) Etaminde en revaçta olanlerden biri Fransız ekolü gerçekten çok etkileyici. Ağırlıklı olarak kendi desenlerimi ve Berlin tarzı kanaviçe desenlerini çalışsam da bu ekolün bu sihirli tasarımına kayıtsız kalamazdım, kalmadım da :D
      Burayı renklerle oyun oynadığım yer diye tanımlıyorum ama sizin oyun bahçesi tanımını da çok sevdim. Ha ha her zaman oyun oynamaya baklarım :D

      Güzel söz ve dileklerinize çok teşekkür ederim.

      Sevgilerimle

      Delete
  14. Ohh..absolutely gorgeous! Your snow globes look like real. They are wonderful and you are always so talented. Merry Christmas to you and your family
    Kisses
    Alessandra

    ReplyDelete
    Replies
    1. Like you, at the first time I saw these, I thought they might be real!
      Thank you so much for your sweet words my dear Alessandra ♥
      Hugs and kisses

      Delete
  15. Beautiful stitching, Nurdan! I love snow globes too :-)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Thank you very much for your visit Maria, it is always so nice to see your comment for me ♥
      Hugs

      Delete
  16. Nurdan Hanımcığım merhabalar.
    Eminim dün kulaklarınız çok çınlamıştır:)
    Zeliha beni kahvaltıya çağırmıştı. Sizden konuştuk ve sizin ondaki eserlerinize baktık. Hepsi çok güzeldi. Zeliha da onları evinin en güzel köşelerine koymuş. Ne güzel değerini bilen kişilere o güzel eserlerinizi hediye etmeniz.

    Hikayenize gelince çok yerinde ilerliyor. ‘Her şeyin bir bedeli var’ aslında bu öykü için yerinde bir söz olmuş. Ne yaparsa yapsın, tüm dünya onun olsa da, dünyaya hükmetse de adam mutlu olamayacak. Ne acıdır ki adamın mutlu olmamasının tek sebebi ise çocukluğunda yaşamış olduğu olaylar.
    Sevgi ve saygılarımla.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Merhabalar Eral Hanım :)) Demek dedikodu için öğleni bile beklemediniz :D Zeliha' nın sohbeti keyiflidir; akşama kadar otur konuş bıktırmaz zaten.

      Dün kulaklarım akşam çok çınladı vallahi. Eh, Ankara' dan ancak ulaştılar zaar :D

      Zeliha' da etaminlerimden fazla bir şey yok, 3-4 adettir ancak. Ama sağolsun hem insan hem de elişinin kıymetini çok iyi bilir ♥ Yaptığım şeyleri beğenen, kıymet bilen olsun; benim için esas o. Hiç sakınmam veririm. Bu aralar Ankara' ya çok nadir gelir olduk. Onun için ara verdik. Yoksa ne alır ne yaparsak Zeliha' nın payı mutlaka vardır.

      Hikaye için yazdıklarınızın her kelimesini dikkatlice okuyorum. Sizin de aynı dikkatle okuduğunuzu biliyorum. Çok teşekkür ederim.

      Tabii yazdıklarım kendi düşüncelerim ve hayata bakış açım. Psikolojik olarak, olaylara yaklaşımım yanlış olabilir. Şimdiye kadar öğrendiğim ya da neden sonuç ilişkisi kurduğum konulardaki bakışımdır yazılanlar.

      Çocukluk son derece önemli bana göre. Çünkü küçük yaşta yaşanan küçük ya da büyük travmalarının, yaşla beraber atlatılması çok nadiren gerçekleşiyor. Çoklukla da yaşadıkları travmanın benzerini başkalarına yaşatmaktan haz alan ya da içinde dizginleyemediği duyguları, başkalarına ya da kendisine zarar vererek dizginlemeye çalışan bireyler olarak topluma karışıyorlar. Bu çok boyutlu çok karmaşık bir durum şüphesiz. Ben sadece bir ya da iki boyutunu belirleyebiliyorum. Zaten bu açık ortamda fazlası da gerekli değil diye düşünmekteyim.

      Sevgi ve selamlar bizden size ♥

      NOT: Zeliha' yı arayıp, bir güzel dedikodu almadan günü kapatmam :D

      Delete
    2. Nurdan Hanım Zeliha ile sabahtan buluşup akşama kadar birlikte olsak bile dedikodularımızı bitiremiyoruz:))
      Hakkınızdaki dedikodularımız kötü olsaydı emin olun hemen kulaklarınız çınlardı. Kötü haber tez ulaşır misali düşünün (göz kırpan ikon).
      İyi bir konuşma olduğu için ancak akşama ulaşmıştır:)
      Zeliha sizden çok, çoook iyi bahseder. Her zaman söylediği de şudur "beni kendilerinden hiç ayırt etmezler" Bunu ben de görüyorum. Ne güzel böyle gelin- görümce ilişkisine sahip olmak. Artık sizlerde gelinlik, görümcelik kalmamış, kız kardeş olmuşsunuz. Namide Teyzemle çok bir arada oldum. Onda gördüğüm de Zeliha'yı kızlarından ayırt etmeyişi oldu. Allah bu ağız tadını hiç bozmasın.
      Kitap okurken altını çizdiklerimiz de bile bizim hayata bakış açımıza, kendi düşüncelerimize en uygun cümleler olmaz mı? Bu nedenledir ki kitap bloglarında okurların altını çizdiği yerleri çok daha dikkatli okurum. 'Bir insanın ne yaptığını, ne yediğini, ne içtiğini merak etmeyiniz, hayata bakış açısını merak ediniz' der ünlü düşünürler. Sizi okurken sizin düşüncelerinizi ve hayata bakış açınızı okumak en güzeli. Belki bu nedenle liste başlarından düşmeyen bir çok yazarı beğenmiyorum.
      Not: Zeliha ile konuştunuz mu?:))

      Delete
    3. :)))) Biz en başından nasıl başladıysak, öyle de sürdürüyoruz Zeliha ile. Çok şükür, herşey karşılıklı - ne o bizi üzdü, bilmeden yaptıklarımız var mı bilmiyorum/ ne de biz onu... Gelin kaynana , gelin görümce gibi şartlara bağlı ilişkiler bizim için geçerli değil. Zeliha bizim için sonradan bulduğumuz kızkardeş, annem ve babam için de 3. kız çocuğu :))

      Üçüncü paragrafınıza aynen katılıyorum ( hatta ben yazsam daha eksik olurdu) Şüphesiz, yeme içme, ev, moda gibi ilgilisinin çok olduğu, izlenme oranının yüksek olduğu bloglara haksızlık etmeyelim. Kendi adıma renkli, görselliği zengin bloglara keyifli göz atıyorum ama içeriği ve karakteri olan blogları daha çok okumaya gayret ediyorum Kendi köşem için de prensip aynı. Yediğim, içtiğim, gezdiğim, aldığım ya da giydiğim bana özel kalsın; günlük hayatımın bir kısmını dolduran uğraşılan ve zihin oyunlarım yansısın buraya...O da sadece belli bir kısmı. Oysa yazılacak ve paylaşılacak çok daha başka konular var ve kafamı meşgul edip durmakta ki neyse....

      Evet Zeliha ile ancak bugün öğlen konuşabildim. Bizim evde yine ufak çaplı bir sağlık krizi var; dün arayamadım doğrusu :))

      Güzel bir Pazar günü dileklerim ve sevgilerimle,

      Delete
    4. Nurdan Hanımcığım, ben de yemek bloglarını takip ediyorum ve onları ilgiyle izliyorum. Hele ev dekorasyon bloglarına bayılıyorum. Gezdikleri, gördükleri yerleri paylaşan blogları da çok keyifle izliyorum. Benim anlatmak istediğim başka bir şeydi. Acaba "Biri Bizi Gözetliyor" evinde olduğu gibi bir merak desem ne demek istediğimi anlatabilir miyim ki? Açıkçası konuşurken değil ama yazarken kendimi ifade etmekte çok iyi değilim. O nedenle yazılarında sizin gibi kendisini çok iyi ifade edebilen insanlara gıpta ile bakıyorum:)

      Ev durumunuzu biliyorum. Allah yardımcınız olsun çok zor. Onları bizde yaşadığımız için sizin sıkıntınızın büyüklüğünün farkındayım.

      Sıkıntısız, huzurlu bir Pazar diliyorum. Sevgilerimle.

      Delete
    5. Ne demek istediğinizi gayet iyi anlıyorum, ayrıca kendinizi de çok iyi ifade ediyorsunuz bence :))

      Dilekler için teşekkürler. Yaşlılık insanın kaçınılmaz sonu; biz de elimizden geldiğince faydalı olmaya çalışıyoruz. Annem gibi milyonlarca kadın ya da erkek, evlatlarından yardım bekliyor. Allah hepsine yardımcı olsun....

      Çok güzel bir Pazar günü dilerim ben de sizlere...

      İçten sevgilerimle

      Delete
  17. Replies
    1. Di mi? Aynı tepkiyi, bu küreleri gördüğümde ben de verdim valla :))

      Delete
  18. Ben de severim kar kürelerini doğrusu, ama işlemesi daha da güzel...Ellerin dert görmesin..

    ReplyDelete
    Replies
    1. Kesinlikle katılıyorum.O küçükcük evler kumaşın üzerinde bir bir belirdikçe, aldığım keyifi kelimelere dökmek zor. Gerçekten çok severek yaptığım bir işti. Kar kürelerine mutlaka devam edeceğim ama artık kalanları seneye....

      Çok teşekkürler; üreten, yaratan çoğaltan ve bundan keyif alan herkes gibi benim de ellerimiz dert görmesin♥

      Delete
  19. Sevgili Nurdan Hanım,
    Yorum yazmak için neden bu kadar geciktim dersiniz? Tahmin edersiniz aslında.. Sizin paylaşımlarınız blog dünyasında ender diyebileceğimiz emek yoğun çalışma ürünleri. Şöyle bir okunup bir kaç cümle ile görüş ve duygu bırakılacak türden değiller. Her bir fotoğrafa dikkatle, defalarca bakıyorum. Yazdıklarınızı ilgi ile okuyorum. Bazen okumayı kesip anlattığınız dünyayalara giriyor, dolaşıyorum. Öyle anlamlı ayrıntılarla dolu ki anlattıklarınız; örneğin Tüccar'ın lüks ve itişamla örülü yaşam alanını tarif ederken onun ruh dünyasını, yaşamındaki eksiklikleri ve derin yalnızlığını da yansıtıyorsunuz. Böyle durum ve karakter tahlilleri yaptırabildiğiniz bir öyküyü okuyup bir kaç cümle ile yorum yazmaya içim elvermiyor. Daha uygun zamanlarda tadına vara vara size seslenmek istiyorum. Aslında yazdıklarımın anlamı şu: Dünya görüşümüzün, yaşamı algılayış yetimizin özeti olan güzel sohbetler.. İşte bu yüzden, siz bu güzel paylaşımları yaptıktan bir kaç gün sonra benim yorumlarım geliyor. Lütfen ilgisizlik olarak algılamayın. Tam tersi, tüm anlattıklarınızı alıp yaşamımın bir yerlerine koyduğumu bilin:) Sevgimle...

    ReplyDelete
  20. Not: Ne kadar dikkat etsem de dışarıdan gelen pek çok uyaranım olduğu için, yazım ve anlatım yanlışlarım oluyor. Yukarıdaki yorumumda da olmuş. Lütfen bağışlayın.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Sevgili İsmet Hanım,

      Sizi kafamda sembolleştirdim ben çoktan. Nasıl mı?

      Size ne zaman yazsam; kafamın içinde hep o şarkı çalınmaya başlıyor hem de uzun zamandan beri....

      "Orda bir köy var uzakta; o köy bizim köyümüzdür. Gitmesek de gelmesek de o köy bizim köyümüzdür" Lal lal lal lal laaa.......

      Siz ne zaman geldiniz? Yorum bırakıp bırakmadınız mı? gibi sorularım ve düşüncelerim olmadı. Çünkü orada, uzaklarda, gitmesek de bizim olan sıcak yuvanın meşgul annesisiniz. Varlığınız yetiyor.

      Yazdıklarınıza gelince; onların herbiri benim için inci tanesi. Değeri ölçülemez.

      Sağolun; emeğe , düşünceye, kişiye verdiğiniz değer için ve bunları bizlerle, benimle paylaştığınız için..

      İçten sevgilerimle,

      Delete

  21. Amei conhecer o seu blog, já fiquei por aqui!!!Achei maravilhoso!!!
    Visite-me:http://algodaotaodoce.blogspot.com.br/
    Siga-me e pegue o meu selinho!!!

    Obrigada.

    Beijos Marie.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Muito obrigado por suas amáveis palavras Marie! É bom vê-lo aqui!
      Eu já fez uma visita ao seu blog já! É muito lindo blog de verdade!
      Tenha um bom fim de semana ♥

      Delete
  22. Gorgeous snow globe, Nurdan, it looks so very real!

    ReplyDelete
    Replies
    1. It does indeed! I thought the same like you! It wonderfully designed!

      Delete
  23. Love the little snow globe but I also love the little Santa charm and reindeer buttons, so cute!! This is an adorable set of patterns too, do you have the others already stitched? :D

    ReplyDelete
    Replies
    1. :)) Glad you like my buttons Rosey :)) I love to see them on the aida as the final touches ♥

      Delete